Yeni bir üvey anne istemiyorum!
Merve, eve dönmek istemiyordu. Sabah babası, bugün yeni bir “gelin adayı” ile tanıştıracağını söylemişti. Yine zoraki bir gülümseme takınacak, uslu kız rolü yapacak ki bu yabancı kadın evlerinde kalsın. Ama Merve bu sonsuz maskaralıktan yorulmuştu.
Anne ve babasının boşanmasından sonra Ankara’daki evleri adeta bir han odasına dönmüştü. Babası birbiri ardına “yeni anneler” getiriyordu ve Merve bazen onunla yaşamayı seçtiğine pişman oluyordu. Annesi ise Ankara’nın sert kışları gibi soğuktu; onun için iş her zaman önce gelirdi. Merve, babaannelerinin gözetiminde büyümüş, annesi ise her küçük hatasında ona bağırıp çağırmıştı. Sevgi? Şefkat? Bunlar Merve için yalnızca bir hayaldi.
Annesi aileyi geçindiriyordu, evet, ama hangi pahasına? Merve sık sık düşünürdü: Keşke sadece bir anne olsaydı, para kazanma makinesi değil. Evlilikleri çökünce, ebeveynleri ağır bir yükten kurtulmuş gibi ayrıldılar. Her biri yeni bir hayata başladı. Ama Mvere, kenarda kalmış, kimsenin umurunda değildi.
Annesinin dikkatini çekmek için ne yapmadı ki? Dersleri asar, öğretmenlere laf atar, her şeyi denerdi. Ama karşılığında yalnızca azar ve aşağılanma vardı. Bir gün, okul müdürü annesini çağırınca, dayak yemiş ve evden kovulmuştu. Merve hemen çantasını toplayıp babasının yanına gitti. Annesi onu durdurmaya bile çalışmamış, adeta rahat bir nefes almıştı.
Babası Serkan ile hayat daha kolaydı. Merve, onun sevgisini hissediyor, samimiyetine güveniyordu. Akıllı uslu olmuş, derslerine asılmaya başlamıştı. Babaanneleri ev işlerine yardım ediyor, babası ise aileyi geçindirmek için işte didiniyordu. Ankara’nın kenar mahallesindeki bu evde, Merve’nin hep özlemini çektiği sıcak bir yuva kurulmuştu.
Ama her şey, babasının kendisine yeni bir eş bulmaya karar vermesiyle değişti. O günden sonra evlerine bir sürü yabancı kadın dolup taştı. Merve onlara soğuk ve kaba davranıyor, bilerek uzaklaştırıyordu. “Yeni anneler” ona bir yük gibi bakıyordu, o da bunu kabul etmek istemiyordu. Ama bu sefer babası kararlıydı: “Merve, yeter artık bu kaprisler! Senin için çabalıyorum, tam bir aile olalım istiyorum!”
Evin kapısından içeri adımını attığında tanıdık bir ses duydu. Kalbi hızla çarptı. Ayakkabılarını çıkarıp salona baktığında, masada sevdiği öğretmeni Ayşe Hanım’ı gördü. Merve ona bayılırdı: dürüst, adil, her zaman dinlemeye hazırdı. Peki, ama o burada ne yapıyordu?
Meğer Ayşe Hanım, Merve’nin notlarını konuşmaya gelmişti. Kızcağızın içi içine sığmıyordu. Bir an, öğretmenlerinin ailelerinin bir parçası olabileceğini hayal etti. Yoksa o muydu bu “gelin adayı”? Merve nefesini tutmuş, ümidini yitirmemek için bekliyordu. Ama konuşma bitti ve Ayşe Hanım gitti; geride şaşkın bir Merve bırakarak…
Kendine gelemeden kapı çaldı. Kapıda tanımadığı genç, gösterişli makyajlı ve kendinden emin gülümseyen bir kadın duruyordu. Merve’nin içi acıyla burkuldu. Keşke Ayşe Hanım boş yere gelmemiş olsaydı! Umutsuzca odasına kaçtı, kapıyı çarptı ve hıçkırıklara boğuldu.
Akşam olana kadar odasına kapandı, sonunda babaannesi geldi. Merve tüm korkularını, acısını ona döktü. “Ben üvey anne istemiyorum! Babam benim ne kadar kötü hissettiğimi görmüyor mu?” diye ağlıyordu. Babaannesi torununu sıkıca sarıp teselli etti. Merve’nin yalnızlık ve ihanetle parçalanmış küçük kalbini anlıyordu.
Babaannesi Serkan’la konuştu. Merve hazır olana kadar evde hiçbir “gelin adayı” gezmeyeceklerdi. Ama Merve’nin aklında çoktan bir plan vardı. Babasını Ayşe Hanım’la bir araya getirmeye karar vermişti. Hayaller gerçek olabiliyorsa, neden bu da olmasındı? Merve, sevdiği öğretmeninin ailelerine katılması için elinden geleni yapacağına ant içti.
Derinlerde bir yerde, biliyordu ki bu hayal mutlaka gerçek olacaktı. En karanlık günlerin bile bir ışığı vardır, değil mi?




