Bizi Bırakıp Gitti, Şimdi Geri Dönmek İstiyor; Ben O Mutluluğa İhtiyaç Duymuyorum

Bizi ihanet etti, şimdi geri dönmek istiyor ama benim böyle bir mutluluğa ihtiyacım yok.

Emre ile tanışmam, ilk işimde oldu. O zamanlar İzmir’de bir ofiste çalışıyordum. Daha üniversiteden yeni mezun olmuş, genç ve saf bir kızdım. Emre hemen bana kol kanat gerdi: işleri öğretti, incelikleri anlattı, her zaman destek oldu. Ona minnettardım, kalbim onun ilgisiyle eriyordu.

Kısa sürede beni öğle yemeklerine çağırmaya, eve bırakmaya başladı. Tecrübeli iş arkadaşları uyarıyordu: “Dikkat et Elif, Emre çapkınlığıyla meşhur.” Ama ben kulak asmıyordum. Kıskanıyorlar sanıyordum. Benim gözümde o mükemmeldi: nazik, düşünceli, dünyanın en iyi adamı. Ona âşık oldum, belli ki o da bana karşı kayıtsız değildi. Bir yıl sonra bana evlenme teklif etti. Hiç düşünmeden “evet” dedim. Evlendik ve düğünden önce ailemin aldığı evime taşındık.

Başta her şey masal gibiydi. Sonra hamile kaldım, doğum iznine ayrıldım. Ardından ikinci hamilelik. İki çocuk, uykusuz geceler, bitmek bilmeyen sorumluluklar. Değiştim: kilo aldım, topukluları terliklerle, şık elbiseleri pijamalarla değiştirdim. Evde kim görecekti ki? Emre neredeyse hiç yardım etmiyordu çocuklara. Ben de onu yormak istemiyordum — o çalışıyor, yoruluyordu. Kendim elinden geldiğince uğraşıyordum.

İşte geç kalmaya, hafta sonları “acil işler” çıkarmaya başladı. “Hepsi sizin için” diyordu, ben de inanıyordum. Ta ki bir arkadaşım onu restoranda yeni iş arkadaşı olan genç bir esmerle görünceye kadar. Babası zengin biriymiş, şehrin göbeğinde lüks bir dairesi, pahalı arabası varmış. Emre inkâr etmedi. Açıkça “Altı aydır birlikteyiz, onunla gidiyorum” dedi. “Suçlusun sen,” diye çıkıştı bana. “Kadınlığını kaybettin. Dünyan bebek bezleri, muhabbetler ve komşu dedikoduları oldu. O ise gerçek bir kadın.”

Paramparça olmuştum. “Peki ya senin çocuklarının annesi olmam? Evin yükünü tek başıma taşımam, hastalandıklarında sabaha kadar uyumamam?” diye bağırdım. Onu etkilemedi. O doğum yapmamıştı, vücudunu “bozmamıştı”, yüz maskesiyle uyurken ben bebek beşiğini sallıyordum. Emre eşyalarını toplayıp gitti, beni iki küçük çocuk ve kırık bir kalple baş başa bıraktı.

Bu, beni neredeyse yıkan bir ihanetti. Yemedim, içmedim, yaşamak istemedim. Anneme minnettarım — ben kendime gelene kadar çocuklara o baktı. Anladım ki oğullarım için ayağa kalkmalıydım. Emre gözyaşlarıma değmezdi.

Zaman geçti. Çocukları kreşe yerleştirdim, yeni bir iş buldum — eski ofise dönmek, bana onu hatırlatan o yere, imkânsızdı. Zayıfladım, kendime çekidüzen verdim, yeniden hayata tutundum. Ve bir gün, gök gürültüsü gibi, Emre çıkageldi.

Bu kadar zaman boyunca bir kez olsun arayıp çocukları sormamıştı. Cüzi bir nafaka gönderiyordu — o kadar. Annesi, Neriman Hanım da torunlarını görmeye pek hevesli değildi, arada bir arar hal hatır sorardı. Ailem tek desteğimdi. Onlar olmasaydı altından kalkamazdım. Ve tam hayatım düzene girmişken, o çıktı karşıma.

Çocuklar için gelsin, dedim kendi kendime, sonuçta onların babası. Ama ilk ziyaretinde belli oldu ki çocukları umurunda değil. Bana sorular soruyordu: biriyle görüşüyor muyum, nasıl yaşadığım. Sonra naz yapmaya başladı, tüm çekiciliğini konuşturdu. Şok olmuştum. “Çocukları görmek istiyorsan gel,” dedim sertçe. “Ama ben senin ‘mutluluğunu’ istemiyorum.” Yalan söyledim, biriyle görüştüğümü, hayatımın harika gittiğini anlattım. Tahmin edin ne oldu? Emre bir daha görünmedi. Çocuklar yine onun için önemli değildi.

Şimdi annesi arıyor. Her gün bana nutuk çekiyor: “O pişman oldu, aileyi kurtarmak istedi, sen her şeyi mahvettin, çocukları babasız bıraktın!” Gerçeği öğrendim: “aşkı” onu başından atmış, daha zengin birini bulmuş. Gidecek yeri yok. Neriman Hanım da oğlunu istemiyor — onun da “kendi hayatı” varmış. İşte bu yüzden bizi hatırlayıp “aileyi kurtarmaya” karar verdiler.

Ama ben aptal değilim. Böyle bir “mutluluk” bana göre değil. Bir kere yandım, ikinci kez yanmam. Çocuklarım ihanet eden bir babadan daha iyisini hak ediyor. Siz olsaydınız ne yapardınız? Çocuklar için affeder miydiniz? Yoksa böyle bir baba yerine, baba olmamasının daha iyi olduğunu mu düşünürdünüz?

Rate article
Lifequest
Bizi Bırakıp Gitti, Şimdi Geri Dönmek İstiyor; Ben O Mutluluğa İhtiyaç Duymuyorum