Bir gün, bir şüphe beş yıllık aşkı yerle bir etti.
Leyla ile Murat, bir yaz günü sahilde tanışmışlardı. Çeşme’nin kavurucu güneşi altında, denizin tuzlu rüzgârı ve güneşlenen insanların kokusu arasında göz göze gelmişlerdi. Leyla, uzun boylu, badem gözlü, gür siyah saçları ve bembeyaz gülüşüyle onu ilk bakışta kendine çekmişti. Murat cesaretini toplayıp yanına gitti ve o günden sonra ayrılmadılar. Tatil bitti ama aşkları yeni başlıyordu.
Murat bir şehir ötede yaşıyordu. Beş yıl boyunca hafta sonlarını birlikte geçirdiler: hafta içi iş, koşturmaca, hafta sonlarıysa Murat’ın yazlığında elma ağaçlarının altında, taze poğaçalarla demlenen çay keyfi. Leyla genellikle ona giderdi, çünkü orası daha rahat ve huzurluydu. Kendisi oğluyla yaşıyordu, Murat ise ailesinden kalan küçük bir apartman dairesinde tek başınaydı. Resmen boşanmış olduğunu, aşkları başladıktan sonra söylemişti. Leyla inanmış, hatta ısrar etmişti: “Boşanacaksın, hemen!” Ve o da boşandı. Onun için.
Beş yıl geçti. Leyla’nın oğlu evlenip ayrıldığında, artık tamamen yalnız kalmıştı. Özellikle hafta içleri evde geçen akşamlar giderek daha bunaltıcı hale geliyordu. Ona huzur veren tek yer, Murat’ın yazlığıydı: ağaçlık bahçe, toplanan elmalar, sessizlik ve verandaki çay keyfi.
O gün her şey her zamanki gibiydi. Ilık bir akşam, kesilmiş elmalar, fırından yeni çıkmış poğaçalar ve ikilinin kahkahaları… Derken telefon çaldı. Murat açtı. Leyla önce pek kulak vermedi ama konuşma uzadıkça uzadı. On beş dakika, yirmi, derken yarım saati geçti.
Konuştuğu kişinin kim olduğunu anladığında içi cız etti: Eski eşiydi.
Leyla’nın aklında bin türlü düşünce uçuşmaya başladı. Aynı şehirde yaşıyorlardı… Ortak bir kızları vardı… Yoksa bu beş yıl boyunca Murat, çocuk için görüşmenin ötesinde bir şeyler mi yaşamıştı onunla? Belki gizli gizli buluşuyorlardı?
Dayanamadı. Murat telefonu kapattığında, içine attığı her şeyi birden patlattı. Suçlamalar, kırgınlıklar, sitemler… Murat sessiz kaldı. Sonra aniden ayağa kalktı, sandalyesi yere devrildi.
“Git,” dedi kısık bir sesle ve çekip gitti.
Leyla şaşkınlıkla eşyalarını topladı ama trene binmek yerine… Murat’ın evine gitti. Anahtarı hâlâ ona aitti. Akşam yemeğini hazırladı, evi topladı. Murat gece yarısından sonra döndü. Donuk, soğuk, neredeyse bir yabancı gibiydi. Normalde yaptığı gibi “Hoş geldin” bile demedi. Leyla kaldı. Üç gün boyunca buzları eritmeye, onu yumuşatmaya çalıştı. Murat ise görmezden geldi. Kovmadı ama yanında da değildi.
Sonunda Leyla gitti. Ama hafta sonu geri döndü.
Murat kapıyı açtı.
“Merhaba Murat,” dedi Leyla. “Sana bir şey söylemek için geldim… Artık başka biri var. Dul bir adam, ne olacağını bilmiyorum henüz. Ama… mutlu ol.”
Ve çekip gitti.
Murat kapıda öylece kaldı. İnanamıyordu. Hayatını değiştirmek için elinden geleni yaptığı kadın, şimdi onu terk ediyordu. Tıpkı kendisiyle tanışmadan önceki gibi, yalnızlığın ortasında bırakıyordu.
İşte böyle. Bazen en güzel aşklar bile tek bir şüpheyle, tek bir telefonla, biriktirilen ama söylenmeyen bir kırgınlıkla yıkılır. Çünkü geçmiş peşini bırakmaz, eğer onu hep yanında taşırsan. Mutlaka hatırlatır… ve sonunda alır gider.




