“Hazır ol, annemle kardeşim mirası paylaşmaya geliyor” diyerek başladı her şey. “Kardeşini mahrum bıraktın, hiç vicdanın yok mu senin?”
Babamın mirasından payımı ona bırakmıştım ama sonunda bana tüm daireyi hediye etti. Aklımdan hiç çıkmayan o sözleri: “Sonra anlayacaksın. Sakın onlara inanma, yalan söyleyecekler.” Kimden bahsettiğini o an anlamamıştım ama şimdi her şey açığa çıktı.
Adım Elif. Annemin küçük kız kardeşi, halam Sevgi var. Annemle araları yoktu—dedikodulara göre Sevgi, büyükannemizin mirasını tek başına yemişti. Kuzenlerim Arda ve Aslı’yı çocukken tanırdım, birlikte oynardık ama sonra ilişkimiz koptu. Geçenlerde Aslı beni sosyal medyadan buldu ve anlattıklarıyla kanım dondu.
Son yıllarım kayıplarla dolu geçti. Üç yıl önce annemi kaybettim. Babam, İstanbul’da üniversiteyi bitirene kadar bekledi, sonra o da gitti. Birbirlerini çok severlerdi—babam annemi hep şımartırdı, el üstünde tutardı, çiçeklerle karşılardı. Sanırım onun yokluğuna hiç alışamadı.
Annemin vefatından sonra babam, dairenin yarısını miras aldı. Ben payımı ona bıraktım, o da şaşırtıcı bir şekilde tüm daireyi üzerime yazdı. “Sonra anlayacaksın,” demişti. “Onlara inanma, yalan söyleyecekler.” Kim olduklarını ve ne yalanı söyleyeceklerini sormaya çalıştım ama babam konuyu kapattı.
Onun cenazesinden altı ay sonra Aslı bana yazdı. Halam Sevgi’nin kızı olduğunu hatırlattı ve yakında İstanbul’a uğrayacağını söyledi. “Görüşüp ciddi bir şey konuşmamız lazım,” dedi. “Önemli haberlerim var.” Reddetmek için bir sebep görmedim, numaramı ve adresimi verdim, arayacağını söyleyerek.
Bir hafta sonra geldi. Onu garajda karşıladım—telaşlı görünüyordu. Eve getirdim, etrafa şöyle bir baktı ve “Güzel evin var. Yazık ki yakında taşınman gerekecek,” dedi. Mutfağa geçtik, orada her şeyi anlattı: Arda aslında benim öz kardeşimdi. Detayları bilmiyordu ama büyükannemizin mirasını Sevgi’ye bırakmasının sebebi buydu, iki kız kardeş arasında paylaştırmamıştı.
Babamın önce Sevgi’yle birlikte olduğunu, Aslı’ya göre hamile kalınca onu terk edip annemle evlendiğini söyledi. “Annemle Arda yakında buraya mirası paylaşmaya gelecek,” diye uyardı. “Hazır ol.”
Şok olmuştum. Arda’ya hiçbir şey kalmayacaktı—daire bana aitti, babamın birikimleri bankalara güvenmediği için evde duruyordu, arabayı da ben almıştım. Babama ait her şey artık bendeydi. Kardeşim olduğu hikayesi şüpheli geldi—babam annemi o kadar çok severdi ki böyle bir şey yapmazdı. Ama hayatta her şey mümkündü.
“Anlattığın için sağol, Aslı,” dedim. “Gelmek istiyorlarsa buyursunlar.”
Ona yatacak yer gösterdim ve uyudum. Hafif uykum vardır, gece garip bir hışırtıyla uyandım. Gözlerimi açtığımda Aslı’yı gördüm: masamın çekmecesini karıştırıyor, telefonunun ışığıyla aydınlatıyordu.
“Bir şey mi kaybettin?” diye sordum.
Aslı irkildi, telefonu elinden düşüp yere çarptı.
“Ben… şey… hiç,” diye mırıldandı.
“Aslı, git uyu. Yarın da buradan ayrıl. Eşyalarımı karıştıran misafir istemiyorum.”
Sabah gitmişti. Kapı aralık kalmıştı. Kontrol ettim, bir şey eksik değildi.
Birkaç gün sonra halam Sevgi aradı. Sesinden sarhoş olduğu belliydi.
“Babama evi sana yazdırdın, değil mi?” diye bağırıyordu. “Kardeşini mahrum bıraktın, vicdansız! O evlenmiş, kirada oturuyor, hepsi senin annen yüzünden! O olmasa, baban benimle evlenirdi. O her şeyi mahvetti!”
Dinlemeye tahammül edemedim, kapattım. Bir daha aramadı. Ama Aslı, kırılan telefonunun yerine yenisini almam için ısrarla mesaj atıp durdu—sanki benim hatammış gibi.
Sevgi ve Arda hiç gelmedi. Sanırım Aslı, dairenin bana ait olduğunu söylemişti ve yapabilecekleri bir şey yoktu. Bu “aile”yle konuştuktan sonra, annemin onlardan neden uzak durduğunu anladım. Böyle akrabalar, düşmandan beter…




