Her günlüğüme yazarken bile içim burkuluyor. Hep çocuklarıma destek olacağımı, yaşlandığımda da onların bana sahip çıkacağını düşünürdüm. Ne yanılmışım… Torunlarım küçükken “Anne, sana çok ihtiyacımız var!” diyorlardı. Şimdi büyüdüler ve ben fazlalık oldum. Bir telefonları bile çıkmıyor – sadece soğuk bir sessizlik ve bomboş bir ev.
İki yetişkin çocuğum var: kızım Aylin ve oğlum Emre. Babalarıyla onlar lisedeyken ayrıldık. Başka bir kadın bulmuş, hamile kalmış ve onun yanına taşınmıştı. Önce Aylin’le görüşmeye devam etti ama Emre gerçeği öğrenince konuşmayı kesti. Sonra babası yeni ailesiyle İzmir’e taşındı ve tüm bağlar koptu. Nafakayı unutun bile… Küçük bir İstanbul banliyösündeki apartman dairesinde çocukları tek başıma büyüttüm.
Ailem ve kardeşim elinden geleni yaptı ama yine de çok zorlandık. Boşandığımızda Emre on beş, Aylin on iki yaşındaydı. Ergenlik dönemlerini tek başıma atlattım, geceleri gözyaşı dökerek. Ama çocuklarım büyüdü, üniversiteyi kazandılar, kendi ailelerini kurdular. Aylin ilk evlenen oldu, iki yıl sonra da Emre. Hiç benimle yaşamadılar – direk kendi hayatlarını kurmaya gittiler.
Onlara destek olmak için elimden geleni yaptım. Özellikle torunlar doğduğunda çok ihtiyaçları oldu bana. İkinci anne gibiydim: Aylin’in yerine “doğum izni” aldım, torunumu anaokuluna götürdüm, derslerine yardım ettim. Gelinime de annesi yardım edemediğinde destek oldum. Tatil yapmak istediklerinde torunlar bana kalırdı. Hiç hayır demedim, hasta olsam bile. “Gençler, dinlenmeye ihtiyaçları var” diye düşündüm. Ben de genç bir anneydim ama kimse yardım etmemişti bana.
Sık sık ararlar, torunları getirirler, ben de onları ziyaret ederdim. Ta ki torunlar büyüyüp bana ihtiyaç duymayana kadar… Artık kendileri okula gidiyor, kendi ilgi alanları var. Zaman çabuk geçti ve ben kenara atıldım. Maddi olarak yardım edemiyorum – emekli maaşım zar zor yetiyor. Torunlarım vakit geçirmek istemiyor, telefonlarına dalmayı tercih ediyorlar. Çocuklarım aramaz, ziyarete gelmez oldu.
Önce ara sıra uğruyorlardı, ama gittikçe seyrekleşti. Ben aramaya başladım “Nasılsınız?” diye diye… Şimdi sadece bayramlarda kuru bir tebrik için arıyorlar. Yılda bir geliyorlar, o da kısa süreliğine. Yaşlanıyorum, ağır ev işlerini tek başıma yapamıyorum. Yardım lazım ama istemeye utanıyorum. Geçen sene patlayan su borusu için Emre’yi ağlayarak aradım. “Usta çağır, vaktim yok” diye savuşturdu beni. Aylin de “Eşim meşgul, tesisatçı çağır” dedi.
Komşumun oğlu yardım etti – yanlışlıkla su basmıştım evini. Suyu kapattı, eşi temizlikte yardım etti. Sonra kendisi nalbura gidip malzemeleri alıp tamir etti. Para vermeye çalıştım – hatam bendeydi çünkü – ama almadılar. “Ne gerekiyorsa yardım ederiz” dediler. Ama kendi çocuklarım “Sorun çözüldü mü?” diye sormadı bile. Sonra karar verdim, artık aramayacağım. Zorla sevgi olmaz. En son Yılbaşı’nda aradılar – tebrik edip hemen kapattılar. Davet bile etmediler.
İki çocuğum, iki torunum var ama yapayalnızım. Bize hep “Çocuklarınız için yaşayın” dediler. Şimdi sorguluyorum. Belki de kendim için yaşamalıydım? O zaman yaşlılığım bu kadar acı olmazdı. Onlara her şeyimi verdim, karşılığında sessizlik aldım. Ve bu sessizlik kalbimi paramparça ediyor…




