Bir Başka Damın Altındaki Hazinenin Hikayesi: Altın, Kurnazlık ve… Kalbin Sesi
Emre, dedesi Mehmet Amca’nın yanına köye geldi. Hem temiz hava alacak, hem de şehrin gürültüsünden uzaklaşacaktı. Ama bu sefer sırt çantasında sadece kıyafetler yoktu, yanında bir de metal dedektörü getirmişti. Kapıdan girer girmez, dedesi şüpheyle torununun elindeki garip aletle uğraşmasını izledi ve dayanamayıp sordu:
“Oğlum, bu neyin nesi? Balık avlamaya mı gidiyorsun?”
“Dede, bu olta değil. Profesyonel sayılır bir metal dedektörü. İnternetten okudum, burada eskiden altın saklanmış. Bulmaya çalışacağım.”
Yaşlı adam gülümsedi, tarlaya doğru bir an dalgın dalgın baktı ve yavaşça konuştu:
“Bu hikayeyi ben de babamdan dinlemiştim… Ve sanırım altının nerede olabileceğini biliyorum. Ama bir sorun var—oraya şimdi bir ev yapılmış.”
Emre heyecanla yerinden fırladı:
“Peki, gidip orada kazı yapmama izin alabilir misin?”
Dedesi omuz silkti ve kurnazca göz kırptı:
“Alabilirim. Ama sanmam ki kazına izin versinler. Bulsan bile, yasal olarak ev sahiplerinin olur. Ama denemek istiyorsan, başka bir yol var…”
Emre şaşkınlıkla kaşlarını çattı:
“Başka yol mu? Ne yani?”
“O evde, şehirden ailesini ziyarete gelen bir kız var. Akıllı, güzel bir kız… Şımarık değil, mütevazı. İşte senin asıl hazinen bu.”
“Dede, yine mi aynı şeyi yapıyorsun? Ben kız peşinde değilim, altın peşindeyim!”
“Kim altın peşinde değilsin dedi?” diye güldü dede. “Herkesin hazinesi farklıdır. Eğer onunla arkadaş olup fikrini anlatırsan, belki ailesini ikna eder, bahçede arama yapmana izin verirler. Bulursan, belki payına bile düşer.”
Emre tereddüt etti ama gözlerindeki heyecan sönmedi:
“Peki altın gerçekten orada mı?”
“Bildiğim kadar eminim. Babam gizlice anlatırdı, yüz yıl önce devrim zamanında bir memur, kaçarken altınlarını gömmüş. Köyü altüst etmişler ama bulamamışlar. Sonra ev yapıldı—iz kayboldu.”
“Bütün hayatın boyunca bildin de aramadın mı?”
“Nasıl arayayım? Kürekle her yeri mi kazacaktım? Senin gibi bir cihazım da yoktu. Ama şimdi sen geldin…”
“Peki tamam. Ama bu kızla nasıl konuşacağım?”
“O kısmı bana değil, kaderine bırak. Hadi, tesadüfen oradan geçiyormuş gibi yapalım. Ben ağaçlardaki yaprak bitlerinden bahsederim, sen de lafa girersin. Tanış, kaynaş. Hadi, be adam!”
Emre biraz daha duraksadı ama kabul etti. On dakika sonra eski evin önündeydiler. Dede ev sahibiyle sohbete daldı, Emre ise bahçeye çıkan kızla göz göze geldi. Ayşe. Siyah saçları, ela gözleri ve sıcacık gülümsemesi… Neden geldiğini unutmuştu bile.
Konuştular. Birlikte göle gittiler, sonra ona üzüm asması için gölgelik kurmasında yardım etti. Metal dedektörü kutusunda öylece kaldı. Emre her akşam sadece uyumak için dedesine dönüyordu. Artık ne altını düşünüyordu, ne de dedektörü. Hazineler aklından çıkmıştı.
Bir hafta sonra dönüş için hazırlandı. Dede piposunu tüttürerek bankta oturuyordu, gözlerinde bir ışıkla sordu:
“Eee, hazineyi buldun mu?”
Emre hava kararmadan önceki o anı seyrederek gülümsedi:
“Bulduk dede. Ama aradığım gibi değil.”
“Ben sana demiştim… Gerçek altın toprağın altında değil, insanların içindedir.”
Ve metal dedektörü köyde kaldı—samanlıkta bir örtünün altında. Ayşe ise Emre’nin kalbinde…




