Bu savaş altı yıldır sürüyor, evliliklerinin ilk gününden beri. Özge ve Emre’nin dört yaşında bir oğlu var, Kerem. Ancak kayınvalidesi ve kayınpederi onu bile tanımıyorlar. Kerem’i kucaklarına almıyorlar, torunlarının nasıl olduğunu sormak için aramıyorlar. Özge, bu davranışı hak etmediğini düşünüyor. Hiçbir zaman saygısızlık etmedi, tartışmaya girmedi, kibar olmaya çalıştı. Ancak sebep daha derinlerde yatıyordu. Emre, kayınvalidesinin hayalindeki gelin olan kızla değil, Özge’yle evlenmişti.
O kızın adı Aslı’ydı. Neriman Hanım sık sık onun ne kadar akıllı, güzel ve zengin bir ailenin kızı olduğunu tekrarlıyordu. “İşte oğlumun gerçek eşi olacak kız!” diyordu, Özge’nin yanında bile çekinmeden. Emre’nin akrabaları da aynı fikirdeydi: “Sen, Özge, Aslı’nın yanında değersizsin.” Özge, Kayseri’nin küçük bir kasabasında mütevazı bir ailede büyümüştü ve bu sözler onu incitiyordu. Kayınvalidesi için onun sade bir geçmişi, alay konusuydu.
Emre ise bu zorbalığı fark etmiyor gibiydi. “Boş ver,” diyordu, “sadece laf oyunu yapıyorlar.” Ama Özge için bu sözler ihanet gibi geliyordu. Nasıl olur da eşinin hakarete uğradığını göremezdi? Son zamanlarda sık sık ailesinin yanına gidiyor, gece geç saatlerde eve dönüyordu. “Ailevi işler,” diyor, gözlerini kaçırıyordu. Özge, aralarında bir duvar örüldüğünü hissediyordu ve sabrı her geçen gün tükeniyordu.
Emre’nin ailesi onları ziyaret etmiyordu, Özge defalarca davet etse de. Doğum gününü kutlamıyorlar, ne bir mesaj ne de bir arama. Aile toplantılarına sadece Emre’yi çağırıyor, “Buraya yabancılar gelmez,” diyorlardı. Özge, aileye asla kabul edilmeyen bir yabancı gibi hissediyordu. Kalbi parçalanıyordu, Kerem, “Neden büyükanne benimle oynamak istemiyor?” diye sorduğunda. Ne cevap vereceğini bilemiyor, sadece onu kucaklıyor, gözyaşlarını saklıyordu.
Durum dayanılmaz hale gelmişti. Özge giderek daha sık boşanmayı düşünüyordu. Emre onu korumuyor, ailesine sınır koymuyordu. Annesinin dediklerini sorgusuz kabul ediyordu sanki. Özge kendi evliliğinde yalnızdı ve bu acı onu içten içe kemiriyordu. “Eğer benim yanımda durmazsa, böyle yaşayamam,” diye düşündü, uyuyan oğluna bakarken.
Yılbaşı onun için son damla oldu. Kararını vermişti. Eğer Emre yine onları yalnız bırakıp ailesine giderse, eşyalarını toplayıp sonsuza kadar gidecekti. “Artık bana böyle davranmalarına izin vermeyeceğim,” diyordu kendine ama içinde bir umut, kocasının onu ve oğlunu seçeceğini düşünüyordu.
Yılbaşı arifesinde Emre her zamanki gibi belirsizdi. “Henüz karar vermedik,” diyerek gözlerini kaçırdı. Özge sessiz kaldı ama kararlılığı giderek güçleniyordu. Eşyalarını topladığını, Kerem’le birlikte kız kardeşinin yanına, İzmir’e gittiğini hayal ediyordu. Orada kimse ona yukarıdan bakmıyor, ona yabancı gözüyle bakmıyordu.
Yılbaşından bir gün önce, Emre geç saatlerde eve geldi. “Annem iyi değil, yarın onlara gitmem lazım,” dedi, eşine bakmadan. Özge içinde her şeyin koptuğunu hissetti. “Ya biz?” diye fısıldadı. “Kerem ve ben yine önemsiz miyiz?” Emre cevap vermedi ve bu sessizlik onun için sonun başlangıcı oldu.
O gece, kocası uyurken, Özge mutfakta oturmuş penceredeki yılbaşı ışıklarını izliyordu. Düşünceleri karmaşık ama bir şey çok nettir: Bu cehennemde daha fazla kalamaz. Sabah, Emre ailesine gitmek için hazırlanırken, o sessizce eşyalarını topladı. “Nereye gidiyorsun?” diye şaşırdı Emre, bavulu görünce. “Gidiyorum,” dedi Özge sakin ama kararlı bir şekilde. “Artık senin ailende yabancı gibi hissetmekten yoruldum. Eğer bizi koruyamıyorsan, ben kendim yaparım.”
Emre donup kaldı, yüzü bembeyaz oldu. “Özge, bekle, konuşalım,” dedi ama oğlunun elini tutup kapıya yöneldi bile. “Sen seçimini yaptın,” diyerek çıkışta bıraktı son sözünü. Kapı kapandı, geriye bir sessizlik kaldı.
Özge ve Kerem, kız kardeşinin yanına taşındılar. İlk zamanlar zordu. Kocasının ihaneti ve ailesinin kayıtsızlığı canını yakıyordu. Ancak kardeşi ve ailesi onları sevgiyle sardı ve zamanla Özge rahatlamaya başladı. Yeni bir iş buldu, bir ev kiraladı ve Kerem’i anaokuluna yazdırdı. Hayat yavaş yavaş yoluna giriyordu.
Altı ay sonra Emre onu buldu. “Hatalıydım,” dedi, gözlerini yere indirerek. “Annem baskı yapıyordu ve ona karşı çıkacak gücü kendimde bulamadım. Ailemizi geri istiyorum.” Özge ona baktı ama kalbinde artık eski sıcaklık yoktu. “Bize ihanet ettin,” diye fısıldadı. “Sana güvenemem.” Emre gitti ve o, oğlunu kucaklarken doğru kararı verdiğini anladı. Yeni hayatı zordu ama artık aşağılanma yoktu. Yıllar sonra ilkEmre uzaklaşırken, Özge derin bir nefes aldı ve hayatının artık kendi ellerinde olduğunu hissetti.




