Affetmek İçin Çok Geç: Doğmadan Terk Edilen Kızından Özür Dileyen Yaşlı Adam

Yorgun adımımla terk edilmiş bir kulübenin yanındaki parkta, soğuk banka çöktüm. Ellerimde yıpranmış eldivenler titriyor, gözlerim geçenlerin yüzlerinde birini arar gibi dolaşıyordu. Yanımdan kısacık boylu, düzgün topuzlu, omzunda çantasıyla gümüş saçlı bir kadın geçti. Onu görünce yerimden fırladım, usulca seslendim:

“Ayşe… Ayşe Hanım… Bekler misiniz?”

Kadın durdu, gözlerini kısıp baktı. Bir zamanların yakışıklı, kendinden emin adamının yüzündeki çizgilerde tanıdık ifadeler bulunca dudaklarını sıktı:

“Bu da ne şimdi? Sen burada ne arıyorsun, Demir?”

“Konuşmak… Özür dilemek istedim. Açıklamak…”

“Açıklamak mı?” Ayşe Hanım’ın sesi titredi. “Kırk yıl sonra mı aklına geldi? Hafızamın kısa olduğunu mu sanıyorsun? Unuttuğumu mu düşündün?”

“Sadece… bilmesini istedim. Affetmese bile… Anlıyorum. Ölmeden önce kızımı bir kez görmek istedim. Onun bir babası olduğunu bilsin.”

Ayşe Hanım sustu. Yumruklarını sıkarak fısıldadı:

“Ona hiç kim olduğunu söylemedim. Sen onun için bir hiçsin. Ama bil ki, nasıl karşılayacağını bilemem.”

“Yarın burada olacağım. Gelirse… beklerim.”

Bir zamanlar İzmir’in fabrika mahallesinde gözde bir delikanlıydı Emre Demir. Uzun boylu, parlak gözlü, hınzır gülüşlü… Genç Ayşe’ye kur yapardı: Kapılarda bekler, çiçekler taşır, “dokumacı kızlar peşimden ayrılmıyor” diyerek kıskandırırdı. Ayşe direndi ama sonunda yenik düştü, âşık oldu.

Sonra her şey bir anda yıkıldı. Emre bir gün ortadan kayboldu. Birkaç ay sonra Ayşe öğrendi: Evlenmiş. Mahallenin zengin meyhaneci kızıyla. Babasından miras apartman dairesi, rahat bir hayat… Kolaycılık. Ayşe ise yalnız kaldı. Ve çok geçmeden kalbinde bir çocuk taşıdığını anladı.

Kimseye bir şey söylemedi. Kızı Ece’yi doğurdu, hayatına devam etti. Ece’nin babası hiç görünmedi. Hiç sormadı. O da gururla anneliğini taşıdı; suçlamadan, küçülmeden, sadece güçlü durmaya çalışarak.

Emre’nin hayatı ise kötü gitti. Karısı çocuk doğuramadı. Hastaydı. Ev sessizlik ve ağır bir hava ile doluydu. Sokaklarda dolaşır, çocukların yüzünde tanıdık bir şeyler arardı. Eski dostlarından biri ağzından kaçırınca öğrendi: Ece onundu.

Ama yıllar geçti. Ece büyüdü, evlendi, bir kız çocuğu oldu. Düğününe babası çağrılmadı. Öfkelenmeye, suçlu aramaya çalıştı ama her seferinde kendisiyle baş başa kaldı—kendi celladıydı.

Ertesi gün Ayşe Hanım geldi. Bu kez yalnız değildi. Yanında otuzlu yaşlarında, vakur duruşlu, güzel bir kadın vardı: Ece.

Emre, yerinden on yıl gençleşmiş gibi fırladı. Gözleri parlıyordu. Ürkekçe yaklaştı:

“Ece… Ben… Babanım. Çok özür dilerim. Yanında durmaya bile hakkım yok ama… geldiğin için teşekkür ederim.”

Ece sessizce baktı. Gözlerinde nefret yoktu, sadece yorgun bir ihtiyat. Eve gittiler.

Daire aydınlık ve sıcaktı. Duvarlarda fotoğraflar, havada elmalı kurabiye kokusu vardı. Emre sandalyenin ucunda oturmuş, çayını yudumluyor, boş laflar ediyordu. Ece ise onu, hayatı boyunca siluetini bildiği birine bakar gibi izliyordu.

“Eğer bir ihtiyacınız olursa… ilaç, para,” diye birden konuştu Ece, “söyleyin lütfen.”

“Yok… sağ ol,” diyerek gözlerini kaçırdı. “Hayatım boyunca… tek kuruş bile vermedim sana.”

Küçük bir kız çocuğu içeri girdi—torunu. Ece tanıştırdı:

“Bu senin torunun. Büyükbaba Emre.”

Çocuk mırıldanarak büyükannesine koştu, birlikte dışarı çıktılar. İkisi yalnız kaldı.

“Ben… köydeki evimi size bırakmak istiyorum. Küçük ama sağlam bir ev.”

“Teşekkürler, ama ihtiyacımız yok,” dedi Ece sakinEmre, kapıdan çıkarken torununun bıraktığı fotoğrafa baktı ve arkasındaki yazıyı okudu: “Babadan. Ece’den.”

Rate article
Lifequest
Affetmek İçin Çok Geç: Doğmadan Terk Edilen Kızından Özür Dileyen Yaşlı Adam