Kayınvalidem Çocuğuma Çöpten Yemek Yedirdi: Taşınıp Eşime Ultimatom Verdım

Eski günlerde, Serhat’la tanıştığımızda ikimiz de otuzlu yaşları geçmişti. Bu yaşta kimse vakit kaybetmek istemezdi; biz de öyle yaptık. Tanıştık, birbirimize ısındık, birkaç ay görüştük ve sonunda nikâh masasına oturduk. İkimiz de aile kurmaya can atıyorduk. Ben uzun zamandır çocuk hayali kuruyordum, Serhat’ın da daha önce evliliği olmamıştı—o da baba olmak istiyordu. Gösterişsiz, sade bir törenle evlendik ve babaannemden miras kalan evime yerleştik. Tadilat yaptık, yeni eşyalar aldık ve bu sıcak yuvada hayatımızı kurmaya başladık.

Serhat’ın annesi, Gülten Hanım’la evlenmeden önce sadece birkaç kez görüşmüştük—bir kafede tanıştık, sonra nikâh töreninde. O zamanlar bana oldukça olumlu bir izlenim bırakmıştı: sakin, kibar, evliliğimizi onaylıyor görünüyordu. Oğlunu direnmeden bırakmış, ilişkimize karışmıyordu. Şanslı olduğumu düşünmüştüm. Ne büyük bir yanılgıymış…

Çocuğu ertelemek istemedik. Neredeyse hemen hamile kaldım ve tüm hamileliğim adeta krallar gibi geçti. Kocam bana hem gerçek hem de mecazi anlamda el üstünde tuttu. Sabaha karşı üçte mandalina soyup getirir, sabahları avokadolu tost yapar, karnımı okşar, oğlumuza masallar fısıldardı. Gülten Hanım da çok karışmıyor gibiydi. Sadece ara sıra oğlu aracılığıyla hediyeler gönderirdi—reçel kavanozları, elmalar…

O zamanlar fark etmemiştim ama bazen bu kavanozlar tozlanmış olur, reçeller şekerlenir, elmaların üstünde tuhaf lekeler bulunurdu. “Yaşlı kadın, gözleri iyi görmüyordur, markette kandırmışlardır,” diye düşünmüştüm. Ta ki oğlumuz Efe doğana kadar… Sonra her şey altüst oldu.

Gülten Hanım, ilk zamanlar bize yardım etmek için evimize taşınmayı teklif etti. Bir yandan da kendi evini kiraya verip bize maddi destek sağlayacaktı. Serhat’ın işinde sıkıntılar çıkınca ve bir de araba almak için kredi çekince, bu fikir mantıklı geldi. Kabul ettim.

Ama Gülten Hanım öylece gelmedi—tüm eşyalarıyla yerleşti. Eşya demeye bin şahit isterdi: küflenmiş kumaşlar, eksik kulplu fincanlar, kırık oyuncaklar, belirsiz kutular, gazete yığınları… Her gün “koleksiyonu” genişliyordu. Hatta çöpte kesinlikle almadığımız ürünlerin ambalajlarını fark ettim.

Sonra bir gün, elinde kirli bir market poşetiyle sokaktan döndüğünü gördüm. İçine baktım—tir tir titredim. Son kullanma tarihi geçmiş ürünler vardı içinde: küflenmiş ekmekler, bir hafta önce bozulmuş yoğurtlar, çürümüş muzlar… Bunları evimize getiriyordu. Yeni doğmuş bir bebeğin yaşadığı eve!

Hepimizi bunlarla beslemeye çalışıyordu! Hamileyken beni, şimdi de küçük Efe’yi! Hemen kavga çıkardım. Serhat’tan annesiyle konuşmasını istedim. O ise… onu savundu. “O açlıkla büyüdü,” dedi. “Annesi de onları böyle beslemiş, komşuların artıklarını toplar, çöpten yemek çıkarırdı.”

“Ama savaşta değiliz!” diye bağırdım. “Paramız var! Çöpten yemek yiyecek kadar muhtaç değiliz! Çocuğun sağlığını tehlikeye atıyorsun, anlamıyor musun?”

Sessiz kaldı. Sonra yavaşça, “Annem kötü niyetle yapmıyor. Elinden geleni yapıyor,” dedi.

Elinden geleni mi? Yeter dedim. Eşyaları topladım, Efe’yi alıp anneannemin yanına, Bursa’ya gittim. Orada her şey temiz, düzenli ve kimse bizi çöpten topladıklarıyla beslemiyor.

Serhat’a bir ültimatom verdim: Ya annesine çekip gitmesini söyleyecek, ya da onunla kalmaya devam edecek. Ben bu pisliğin, bu çöplüğün içine geri dönmeyecektim.

Şimdi siz söyleyin, kızlar: Ben abarttım mı? Daha sakin anlatmalı mıydım? Şans vermeli miydim? Yoksa çocuğumu ve kendimi korumakta haklı mıydım?

Rate article
Lifequest
Kayınvalidem Çocuğuma Çöpten Yemek Yedirdi: Taşınıp Eşime Ultimatom Verdım