**Geçmişin Gölgesi: Marina’nın Yüreğindeki Çalkantı**
Marina, küçük bir kasaba olan Yalova’nın sessizliğiyle çevrili evinde oturuyordu. Doğum izninin getirdiği monotonluk, günleri birbirine karıştırıyor; ninniler ve ev işleri arasında geçip gidiyordu. Ama her akşam, eşi Serhat’ın dönüşünü dört gözle bekliyor, böylece evlerinin sıcak duvarları dışındaki dünyaya dokunabildiğini hissediyordu. Bugün her zamankinden geç geldi, yorgun ama bir o kadar da düşünceli görünüyordu.
“İş nasıl geçti?” diye sordu Marina, her zamanki gibi hafif bir gülümsemeyle, gününü renklendirecek bir şeyler duymak umuduyla.
Serhat bir an durakladı, sanki kelimeleri tartıyordu. Sessizliği, havada bir fırtına bulutu gibi ağırlaştı.
“İnanılır gibi değil,” diye mırıldandı sonunda, gergin bir gülümsemeyle. “Kasabamızın neden büyük bir köy olduğunu şimdi anladım!”
“Ne oldu ki?” Marina tetikteydi, sırtında bir ürperti hissetmişti.
“İşe yeni biri geldi. Gördüğüm anda donup kaldım. Leyla, Leyla Demir! Hatırlıyor musun?”
Marina’nın yüzünden kan çekildi. O isim, geçmişin bir yankısı gibi kalbine saplanmıştı, özenle gömdüğü anıları canlandırmıştı. Yedi yıl önce, Serhat’la ilk tanıştığında o daha farklıydı: neşeli, açık sözlü, ama ulaşılmaz. Çünkü kalbi başkasına, Leyla’ya aitti.
O zamanlar Marina müdahale etmemişti. Başkalarının duygularına saygı duymuş, kimsenin mutluluğunu bozmaktan korkmuştu. Ortak bir arkadaşla yolları kesişiyordu ve bazen farkında olmadan Serhat’a bakakaldığı oluyordu. İyi kalpli, karizmatik, sıcak gülüşlü biriydi. Onun kız arkadaşına ne kadar şanslı olduğunu düşünür, kendisine de böyle birini nasip etmesi için iç geçirirdi. Ta ki bir gün Serhat, tek başına, gözlerindeki ışık sönmüş bir şekilde çıkagelene kadar. Leyla’dan ayrılmıştı, üstelik kendi isteğiyle.
Marina ona içtenlikle üzülmüştü ama içinde bir sevinç de vardı. Bu onun şansıydı. Acele etmedi, ayrılıklarının kesin olduğundan emin olana kadar bekledi. İki ay sonra Serhat’ı akşam yemeğine davet etti. İşte böyle başlamıştı her şey. Kısa sürede birbirlerine ısındılar ve aşk filizlendi. İki yıl sonra evlendiler, üç yıl sonra da kızları oldu. Şimdi Marina doğum iznindeydi, kızıyla birlikteydi.
Ama Leyla… Leyla, Serhat’ın acı çekmesine neden olan kadındı. Onun yerini alan Marina’ydı. Tüm bu yıllar, Serhat’ın aşkının geçmişi unutmak için bir araç olup olmadığından korkmuştu. Ama şimdi, Leyla’nın adı tekrar evlerinde yankılandığında, o eski korkular kabus gibi geri dönmüştü.
“Vay canına,” diyebildi Marina, sesindeki titremeyi bastırmaya çalışarak. “Nasılmış peki?”
Serhat omuz silkti, bakışlarını kaçırarak.
“Konuşmadık bile. Selamlaştık, o kadar.”
“Evliymiş mi?” Boğazı düğümlenmişti.
“Bilmiyorum,” dedi Serhat, sesinde bir bıkkınlık vardı. “Zaten beni ilgilendirmez. Selamlaştık, gülümsedik, hepsi bu. Onunla ne alakam var?”
Ama Marina onun samimi olmadığını biliyordu. Sözleri bir mazeret gibiydi, hem ona hem de kendine. Kıskançlık, damarlarında bir zehir gibi yayılıyordu. Ya Leyla onu geri alırsa? Ya o eski duygular yeniden alevlenirse? Serhat’ın Leyla’yı ne kadar çok sevdiğini hatırlıyordu. O zamanlar saf, yoğun bir aşktı.
Serhat elbette kendini kandırıyordu. Leyla’nın hayatında neler olduğunu merak etmişti. Ve dürüst olmak gerekirse, onu görmekten memnundu. Göz göze geldiklerinde içinde bir şeyler kıpırdamıştı. Hayır, Marina’yı ve kızlarını seviyordu. Onu üzecek hiçbir şey yapmayacaktı. Ama fark etti ki, bir sonraki iş gününü dört gözle bekliyordu, sadece Leyla’yla konuşmak için. Başka hiçbir şey için değil. Bunda yanlış bir şey yoktu, değil mi?
Marina’nın endişesini gören Serhat, işe gitmeden önce onu sakinleştirmeye çalıştı:
“Bugün erken dönmeye çalışacağım, işlerimi bitirdim sayılır. Bana güzel bir şeyler hazırlar mısın?”
“Tabii ki,” diye zoraki bir gülümsemeyle cevap verdi.
“Seni seviyorum.”
“Ben de seni,” dedi Marina, ama sesi titredi.
Kapı Serhat’ın arkasından kapanır kapanmaz yüzündeki gülümseme kayboldu. Serhat hiçbir zaman çıkarken “Seni seviyorum” demezdi. Bu endişe verici bir işaret miydi? Yoksa tam tersi mi? Derler ki, erkekler vicdan azabı çektiklerinde daha fazla ilgi gösterirler. Bu düşünce Marina’yı rahat bırakmadı.
Kendini oyalamaya çalıştı, dikkatini yeni uyanan kızına verdi. Ama içindeki huzursuzluk geçmiyordu.
İş yerinde Serhat, Leyla’yla tekrar karşılaştı.
“Merhaba, çok iyi görünüyorsun,” dedi Leyla, gözleri parıldayarak.
“Sen de,” diye cevap verdi Serhat, içinde bir şeylerin burkulduğunu hissederek.
“Öğle yemeğine çıkalım mı? Biraz sohbet ederiz.”
“Neden olmasın?”
Serhat bunun doğru olmadığını biliyordu. Sınırları hemen belirlemeliydi. Ama diğer yandan… Bir meslektaşla yemek yemenin nesi kötüydü? Kafede uzun süre kaldılar, araya giren yedi yılı yok sayarcasına her şeyMarina, perdeleri aralayıp sokakta yürüyen Serhat’ın silüetini izlerken, içinde kopan fırtınayı dindirmeye çalıştı, çünkü biliyordu ki bazen sevgi, ihanet değil tercihti.




