“Sen benim adıma da karar mı verdin?” – Bir Düğünün Düşüş Hikayesi
Elif, İstanbul’un şık bir restoranında nişanlısı Barış’ı bekliyordu. Barış bugün tuhaf davranıyordu, telefonunu sürekli kontrol ediyor, bir yandan da kapıya bakıp duruyordu.
“Barış, bugün bir garipsin. Neler oluyor?” diye sordu Elif, kaygısını belli etmemeye çalışarak.
“Biraz bekle, birazdan anlatacağım. Annemler de geliyor…” diye cevap verdi dalgın bir şekilde.
“Hangi annemler?”
“Benimkiler. Yanlarında birkaç kişi daha olacak. Biz sadece yemeğe gelmedik, bir konuyu konuşacağız.”
Elif’in içine bir kurt düştü. Barış’ı altı aydır tanıyordu ve onun bu “önemli konuşma” tonunu artık iyi biliyordu. Hiçbir zaman iyi bitmemişti zaten.
On dakika sonra, masalarına Barış’ın anne-babası – Murat Bey ve Sevim Hanım – ve arkalarında iki yabancı geldi.
“Tanışın: Bu Ahmet ve Aylin,” dedi Barış gülerek. “Senin evinle ilgileniyorlar. Uzun vadeli kiralamak istiyorlar.”
“Benim… evim mi?” Elif’in elindeki çatal neredeyse düşüyordu.
“Tabii ki. Ciddi bir teklifleri var – ayda 10.000 TL verecekler. Zaten evlendikten sonra biz annemlerin yazlığına taşınacağız. Orada yer bol. Ev boş durmasın, bari para kazansın!”
Elif’in parmakları uyuşmuş gibiydi. Barış, onun halinden anlamadan, çantasından bir dosya çıkardı.
“Bak, bankayla bile konuştum. Kredini birlikte üstleniriz, faiz düşer. Ödemesi de kolay olur.”
“Sen… şimdiden her şeyi kararlaştırmışsın?” Elif’in sesi titriyordu. “Bana sormadan?”
“Ay canım, ne kadar da çocuksu davranıyorsun!” diye atıldı Sevim Hanım. “Barış senin geleceğini düşünüyor. Neredeyse aile oldunuz!”
Ahmet ve Aylin birbirlerine baktılar.
“Pardon, evin tapusu sizde mi?” diye sordu Aylin, Barış’a dönerek.
“Henüz değil, ama…”
“O zaman üzgünüz, böyle bir anlaşma bize uymaz,” dedi Ahmet soğuk bir şekilde. “Mal sahibinin haberi bile yokmuş, bizim için riskli. İyi günler.”
Kalkıp gittiler, masada ağır bir sessizlik bırakarak.
“İşte güzel mi oldu?” diye söylendi Sevim Hanım. “Böyle düzgün kiracılar bulunmaz! Hepsi senin bu çıkışın yüzünden, Elif!”
“Çıkış mı?” Elif yavaşça ayağa kalktı. “Bu bir çıkış değil. Benim evimle ilgili kararı ben vermeliyim.”
“Ciddi misin sen?” Barış’ın yüzü bembeyaz olmuştu. “Her şeyi planladık!”
“Sen her şeyi planlamışsın. İkimiz adına. Bana sormadan. Ben kendine saygısı olmayan bir insanla gelecek kurmam.”
“Elif, biraz sakin ol…”
“Hayır. Düğün olmayacak.”
Restorandan çıkarken arkasına bile bakmadı. Bir daha da hiçbir mesajına cevap vermedi.
Eve döndüğünde, elinde sıcak bir çayla cam kenarına oturdu ve derin bir nefes aldı.
“Kendi kendime saygıyla yaşamak, hiç yaşamamaktan iyidir.”




