**Yeni Yıl Işığı**
Bugün yine yorgundum. Evi topladım, Eren’i uyuttum, tam kendime bir çay demleyecektim ki telefon çaldı. Karabük’te herkes beni bilirdi; yardıma koşan, asla hayır demeye kadındım.
“İyi akşamlar, Ayşenur,” dedi komşumun telaşlı sesi. “Babam kötü, gelebilir misin?”
“Hemen geliyorum,” diye cevapladım, şalımı alıp çıktım.
Sağlık meslek lisesinden birincilikle mezun olmuştum ama mesleğimi yapmıyordum. Evlenip Eren’i doğurduktan sonra küçük bir şirkette muhasebeci olarak çalışmaya başlamıştım. Yine sağlık bilgim işe yaradı. Komşulara koşar, tansiyon ölçer, iğne yapardım. Her çağrıldığımda giderdim.
Dışarıda hafif bir yağmur vardı, sokak lambaları yolu loş aydınlatıyordu. Komşunun evine hızlı adımlarla vardım.
“Geldiğin için sağ ol!” dedi kadın. “Ambulans gelmiyor, babamın tansiyonu yine fırladı.”
Tansiyonunu ölçtüm; tehlikeli bir şekilde yüksekti. Hızlıca iğne yaptım. Beş dakika sonra rahatladı, nihayet ambulans da geldi.
Eve dönerken yavaş adımlarla yürüdüm, hayatımı düşündüm. Beş yıl önce dul kalmıştım, bir daha kimseye açılmamıştım. Eren’i sıkı yetiştiriyordum ama yine de maaşımız ancak yemeğe, faturalara ve onun kıyafetlerine yetişiyordu. Kendime bir şey alamıyordum. Komşulara yardım edip ekstra kazandığım paraları Eren’i şımartmak için harcıyordum.
Tek keyfim internette gezmek, hayalimdeki elbiseleri beğenmekti. Eve dönüp Eren’i yatırdıktan sonra çayımı alıp tableti açtım. Birkaç kıyafet seçip hayal kurarken, Eren’in sesi beni geri çekti:
“Anne, yatsana. Korkuyorum yalnız.”
“Geliyorum, tatlım,” dedim, pencereye bakarak.
Hayat bazen ağır geliyordu. Kalkıp onun yanına uzandım ve uyudum.
Sabah aceleyle kahvaltı yapıp işe koştum. Yılbaşı yaklaşıyordu ama maaş gecikmişti. Masayı nasıl donatacağımı bilemiyordum. Kredi borcu yükleniyordu, borç istemiyordum. Karamsar düşüncelerden iş arkadaşım kurtardı beni:
“Ayşenur, patron seni çağırıyor!”
Endişeyle gittim; acaba işten mi çıkarılıyordum? Ama patron, dostunun bankasından avantajlı kredi kartı teklif etti. Herkes kabul etti, ben de aldım. İçim biraz ferahladı; en azından Eren’e hediye alabilirdim.
Eve dönerken keyfim yerindeydi. Havada kar kokusu, herkes süsler taşıyordu. Trende düşüncelere dalmıştım ki yanıma oturan adamı fark ettim.
“Merhaba, güzelim! Mutlu yıllar!” diyerek gülümsedi.
“Teşekkürler, sana da,” dedim, utangaç.
Konuşmadık ama varlığı içimi ısıttı. Eve varınca sürprizle karşılaştım. Salonda yaşlı, ince, yıpranmış kıyafetli ama sıcak gözlü bir adam oturuyordu. Eren heyecanla anlattı:
“Yemek istedi, ben de çağırdım. Sen hep yardım ediyorsun ya!”
Önce sinirlendim ama sonra acıdım. Oğlum benim gibi iyi kalpliydi. Yemek yaptım, kocamdan kalan temiz kıyafetleri verdim, duş aldırdım. Huzurevini arayıp yer ayarladım.
Taksi bizi şehrin kenarındaki huzurevine götürdü. Büyük, bahçeli bir konaktı. İşlemleri halledip çıkarken adam beni durdurdu:
“Dur, kızım!”
Küçük bir kutu uzattı. İçinde kehribar taşlı gümüşü oldukça güzel bir yüzük vardı.
“Al, bu babaannemindi. Kadınlarımıza geçerdi. Benim ailem yok, sen hak ediyorsun. İnanırsan dilekleri gerçekleştirir derdi.”
İstemeyerek aldım. Teşekkür edip eve döndüm. Gece geç saatte yattım. Sabah yüzüğü taktım, parmağıma tam oturmuştu, garip bir sıcaklık yayıyordu. Kahvemi içerken alışveriş listesi yaptım: süsler, hediyeler, yılbaşı menüsü.
İnternetten siyah kadife bir elbise ve süet ayakkabı sipariş ettim. Kredi kartıyla ödedim, hayal kurdum. Yıllar sonra ilk kez kendime bir lüks tanımıştım. Müzik açıp evi temizlerken şarkı söyledim. Çarşıda arkadaşlarım yılbaşını birlikte geçirmeyi teklif etti ama reddettim; bu yılbaşı özel olacaktı.
Trende yine o adamı gördüm. Gülümsedik, konuşmadık. Eve döndüm, süsleri astım. Hayatım hep yüklerle, borçlarla, yalnızlıkla geçmişti. Değişim istiyordum: borçsuz, sevgi dolu bir hayat.
Hafta uçtu. Elbise geldi, menü hazırdı. Son bir alışveriş kalmıştı. Sabah kar yağdığını görünce kot pantolon, beyaz kazak giyip yüzüğü taktım.
“Yardım et,” diye fısıldadım.
Borçlardan kurtulmak, yeni iş, evin tadilatı ve aşk istedim. Mağazalarda keyfim kaçtı; borç artıyordu. Aklıma huzurevi geldi. Oradaki yaşlılara sürpriz yapmaya karar verdim. Çalışan arkadaşımı arayıp otuz kişi olduklarını öğrendim. Bütçemi sarsa da hedeflere şallar, atkılar ve bir kasa portakal aldım. Çıkarken bir de piyango bileti kaptım.
Huzurevinde neşeli bir koşuşma vardı. Konser hazırlıkları yapılıyordu. Hediyeleri dağıttım, gözlerindeki mutluluk her şeye yeterdi. Gitmek üzereydim ki onu gördüm – trendeki adam!
Sponzordu.
Yanıma geldi, elimi tuttu. Dans ettik. Kalbim, bu an hiKalp atışlarımız aynı ritmi yakalamıştı, sanki hayat yeni bir sayfa açıyordu.




