Yıldızlar Altında: Nine Hatıraları

Yıldızlar Üzerimizde: Büyükannelerin Hatırası

Benim de herkes gibi iki büyükannem vardı. Biri gökyüzü, diğeri toprak kadar farklı ama ikisi de bana aynı sadakatle bağlıydı. İsimleri neredeyse aynıydı: Annemin annesi Ayşe Hanım ve babamın annesi Emine Hanım.

Ayşe Hanım, şehrin merkezindeki geniş bir apartman dairesinde yaşardı. Kitaplar ve antika mobilyalarla dolu bir evdi. Babamın deyimiyle “şehirli hanımefendi”ydi, zarif ama biraz kibirli. Hayatıma ilk o girmişti. Emine Hanım ise tam tersine köylüydü, saf ve sade. Annem alay ederdi: “Üç sınıf okumuş, daha ne bekliyorsun?” Babam düzeltirdi: “Üç değil, yedi sınıf!” O, altıncı sınıfa geçtiğimde bize taşınmıştı.

Yedi yaşındayken Ayşe Hanım ağır hasta oldu. Annem işi bırakıp ona bakmak için taşındı. Babamla birlikte, dedemin biriktirdiği parayla aldığımız küçük dairede kaldık. İlk başta eğlendik: Babam evde sigara içiyor, ben geç saatlere kadar televizyon izliyordum. Ama çabuk sıkıldık. Babam yemek yapmaktan, ben de sosis yemekten bıkmıştım. Sonunda büyükannemin evine taşındık. Geçici sanmıştık ama bir daha dönemedik—bir maaşla geçinmek imkânsızdı, kendi evimizi kiraya verdik.

Ayşe Hanım hastayken sessiz olmaya çalışırdım. Onun evi benim için bir gizemdi: karanlık kilerler, yüksek dolaplar, arkasında saatlerce saklanıp oynadığım ağır perdeler. Ama bazen fazla kaçırırdım.

“Bu yaramazı götürün!” diye bağırırdı büyükannem. “Çocuğu niye terbiye etmiyorsunuz?”

“Terbiye et sen o zaman,” diye çıkışırdı babam.

“Ben ederim!” diye tehdit savurur, ama ardından hemen saçımı okşardı.

Ve etti de. Beni ilkokula yazdırdı, bir de müziğe “kulağın mükemmel” diyerek başlattı.

“En azından evde vahşi gibi koşmayı bırakır,” diye mırıldanırdı.

Piyanoda gamları isteksizce çalar, dersin bitmesini sayardım. Babam ise enerjimi başka bir yöne kanalize etti—bana judo yazdırdı.

“Çocuğu sakatlıyorsunuz!” diye öfkelenirdi Ayşe Hanım. “Yeteneği var, sizse…”

“Peki ona sordunuz mu, müzik istiyor mu?” diye tartışırdı babam.

Ben ne müzik ne de judo istiyordum. Ne istediğimi bile bilmiyordum.

Ayşe Hanım iyileşince annem işe döndü, ben de “büyükannemin eline” kaldım. Böylece ilkokulu bitirdim. Yaz tatili kavga konusu oldu—büyükannemi dinlendirmek için beni nereye göndereceklerdi? Uzun münakaşalar sonunda beni Emine Hanım’ın köyüne yolladılar.

Korkuyordum. Annem onun “yedi sınıflığı”yla alay eder, Ayşe Hanım ise “köyün pisliği, yağlı yemekler, boğulacağım dereler, zehirleyecek mantarlar ve beni yiyecek kurtlarla” korkuturdu. Ama köy bir mucizeydi. Tarlalar, göletler, ufukta kara bir orman. İlk kez gördüğüm tavuklar, kazlar, inekler. Büyükannemin ricasıyla köy çocukları beni “kanatları altına” aldı. Annemin katladığı çoraplar valizde unutuldu—herkes çıplak ayak koşuyor, çamurun veya ineğin bıraktıklarını umursamıyordu.

Emine Hanım, Ayşe Hanım’ın tam zıttıydı. Sessiz, gülümseyen, sevgi dolu bakışlarıyla nefesimi kesiyordu. Kısa boylu, yuvarlak yüzlü, yanaklarında gamzelerle, taze ekmek ve süt kokardı. “Cılız kuşum,” diye mırıldanır, sarılırdı. Yemekler basit ama lezzetliydi: sabah sütü, yumurtalı yağ kavurması, peynirli gözlemeler, fırından yeni çıkmış börekler. Şehirde nefret ettiğim sütü içer, mutlu uykuya dalardım.

Köydeki günler özgürlüktü. Çocuklarla balığa gider, dut toplar, hamamda erkeklerin kese attığı günleri yaşardım. Akşamları büyükannemle verandada oturur, sivrisinekleri kovalardık. Eski türküler söyler, masallar ve savaş hikâyeleri anlatırdı. En korkuncu—dört çocuğunu açlık ve hastalıktan kaybetmişti. Ben ona sarılır, “Seni seviyorum, asla bırakmayacağım,” diye fısıldardım.

Yaz bir rüya gibi geçti. Ayrılırken büyükannem ağladı, özür diledi. Ben döneceğime yemin ettim ama ertesi yaz kampa gittim. Mektuplar yazdı—hatalı, kargacık burgacık, ama hep sevgi dolu: “Zayıfladın mı?” Ben cevap vermeye çalışırdım ama kelimeler gelmezdi. Anne babama, Ayşe Hanım’a kızardım. Emine Hanım’ı tek başına, verandada “Tarlalarda gördüm seni, ince belin hâlâ yârim benim” diye mırıldanırken hayal ederdim.

Sonra bir haber—Emine Hanım bize geliyordu! Köy dağılmış, evi yıkılmak üzere. Çığlık attım: “İki büyükannem oldu!” Herkes telaşlıydı, annem “Nasıl geçineceğiz?” diye iç çekiyor, babam fısıldıyordu: “Artık güzel yemekler yiyeceğiz.”

Emine Hanım üzgün ve suçlu hissetti, yine özür diledi.

“Yeter bu mızıkçılık!” dedi Ayşe Hanım. “Allah ne verdiyse…”

“Bağışla beni sultanım, yaşlılıkta yük oldum,” dedi Emine ağlayarak.

“Ne yükü? Hepimize yer var,” diye teselli etti Ayşe.

Emine Hanım benim odama yerleşti, içim içime sığmıyordu ama Ayşe Hanım’ı üzmemek için belli etmedim. Şaşırtıcı şekilde, iki bBirlikte çay içip eski günleri yad ederken gözlerindeki parıltı, yıldızların bize baktığını fısıldıyordu.

Rate article
Lifequest
Yıldızlar Altında: Nine Hatıraları