Bir Sır Yüzünden Neredeyse Yuvası Dağılan Adamın Hikayesi

Bir Birikimin Bedeli: Veli’nin Neredeyse Eşini Kaybettiği Gün

Reyhan, bahçeye çamaşır asmak için çıkmıştı. Hava pırıl pırıldı, güneş yaz sıcağı gibi yakıyor, her şey anında kuruyordu. Alışkanlıkla komşularının bahçesine göz attı. Orada, Veli adlı komşusu, telaşla bir şeyler arıyor, avlunun bir köşesinden diğerine koşuyordu. Sundurmanın altına bakıyor, kulübede eşeliyor, bahçe bankının altını kontrol ediyordu.

“Veli, kaybettiğin ne? Dün gibi mi geçti şimdiden?” diye gülümseyerek takıldı Reyhan.

Ama adam dönüp bakmadı bile, elini savurup eve girdi. Reyhan omuz silkip geri dönmek üzereydi ki kapı aniden açıldı ve gözyaşları içinde Veli’nin eşi Sevda içeri daldı.

“Sevda, ne oldu?” diye telaşlandı Reyhan.

“Nasıl böyle düşünebilir?” diye hıçkırarak tekrarlıyordu komşusu. “Nasıl aklından böyle bir şey geçirebilir?”

Reyhan şaşkınlıkla Sevda’nın sırtını sıvazlıyor, ama bir türlü anlam veremiyordu. Bu ikilinin ilişkisi hep huzurluydu—ne kavga, ne sitem, yalnızca rengârenk çiçekler ve pencereden yükselen ev yapımı börek kokuları…

Veli ile Sevda, İzmit’in bir kasabasında müstakil bir evde yaşıyorlardı. Evleri kartpostal gibiydi: yazın çiçekler içinde, kışın tertemiz açılmış karlı yollar. Kızları evlenmiş, oğulları Can da üniversiteyi bitirmek üzereydi. Veli mühendis, Sevda ise kasabadaki bir atölyede terziydi. Komşuları Reyhan ve Ali’yle yıllardır dosttular, bayramlarda aynı sofrada buluşur, birbirlerine yardım ederlerdi.

Veli’nin garip bir huyu vardı: para biriktirmeye bayılırdı. Paralarını her yere saklardı—kulübede, çiçek tarhının altında, hatta bahçedeki tahta zeminin altında. Saklamasından değil, içi rahat etsin diye. Sonra da nereye koyduğunu unutup aranmaya başlardı.

Sevda bunu bilirdi. Gençken kızmış, sonra vazgeçmişti—adamı değiştiremezdi. Hiçbir zaman onun parasına dokunmazdı, yanlışlıkla bulsa bile. Yirmi altı yıllık evlilik ona sabrı öğretmişti.

O sabah Reyhan, Veli’yi yine bahçede koştururken görmüştü. Gülerek:

“Yine mi birikimini kaybettin, ahmak?” diye takıldı.

Ama yarım saat sonra Sevda, gözleri kıpkırmızı, evine geldi. Onu oturtan Reyhan, hemen çay demledi, kurabiyeleri çıkardı.

“İnanır mısın,” diye ağlayarak anlattı Sevda, “bana onun parasını çaldığımı söyledi! ‘Bulup aldın, şimdi de susuyorsun!’ dedi. Bu Veli! Hep ‘Sen benim için kutsalsın’ diyen adam! Şimdi ben hırsız mıyım? Hiçbir zaman elini sürmedim o paralarına, yüz kere karşıma çıksa bile!”

Reyhan şaşkınlıkla derin bir nefes aldı. Veli’den böyle bir şey beklemezdi. Sevda sessiz, şefkatli, yüreği temiz bir kadındı. Onu incitmek, bir türbe önüne tükürmek gibiydi.

“Sevda, üzülme buna. O bulacaktır parasını, gelip özür dileyecektir.”

“İstemiyorum artık! Haftaya köye, annemin yanına gidiyorum. Dönmeyeceğim! Kendi parasıyla baş başa kalsın!”

Bu zaman zarfında Veli, hem parasını hem de eşini aramak için kasabada koşturuyorken bakkala uğradı. Orada Sevda’nın arkadaşı Tülin çalışıyordu.

“Tülin, Sevda buraya geldi mi?”

“Yok, görmedim. Kayıp mı oldu hanımın? Döner merak etme. O senin gibi insanı bırakıp gitmez.”

Veli eve doğru yürürken oğlu Can’a rastladı. Can, kız arkadaşı Derya ile el ele yürüyordu. Kızın elinde kırmızı güllerden oluşan görkemli bir buket vardı.

“Derya, doğum günün mü?” diye sordu Veli, oğlunun birkaç gün önce hediye için para istediğini hatırlayarak.

“Evet, on dokuzuncu! Akşam da arkadaşlarla kafeye gideceğiz,” diye neşeyle anlattı Derya.

Veli gülümsedi, ama içi cız etti. Oğluna para vermediğini biliyordu. Peki bu buket nereden çıkmıştı?

Telefonla oğlunu aradı:

“Can, hediye için parayı nereden buldun?”

“Baba, dün verandada bir kutunun altında buldum. Çantamı arıyordum, orada bir zarf vardı. Senin birikimin olduğunu anladım, sonra söyleyecektim…”

Veli sustu. Utanç ve rahatlamayla telefonu sımsıkı tuttu:

“Peki oğlum… Derya’yı üzme sakın.”

Şimdi en önemlisi Sevda’yı bulmaktı. Ve özür dilemekti.

Komşulara gitti. Ali bahçe kapısını tamir ediyordu, Veli’yi görünce güldü:

“Vay vay, ne işler çevirmişsin. Sevda bizde, Reyhan onu sakinleştiriyor. Karına hırsız demek de neymiş? Bileğini bükmezsen iyidir.”

“Biliyorum…” diye mırıldandı suçlu suçlu. “Tamam, barışmaya gidiyorum. Aha o birikim de Derya’ya gitti!”

“Helal oğlana!” diye bağırdı Reyhan sundurmadan. “Sen düşün şimdi Sevda’yı nasıl yatıştıracaksın!”

Veli düşündü, eve koştu, bütün gizli zarfçıklarını topladı, arabasına atladı. Bir saat sonra elinde ufak siyah bir poşetle döndü.

Sevda’ya yaklaştı:

“Affet beni, ahmaklık ettim. Nasıl böyle düşündüm bilmiyorum. Lütfen gel.”

Sevda kaşlarını çatarak baktı, ama yüzünden öfkesinin yumuşadığı belliydi.

“Gelmiyorum…” diye inat etti, ama artık ağlamıyordu.

“Bak, sana bir ş”İşte, sana bir şey getirdim,” dedi Veli, ceplerinden küçük bir kutu çıkararak.

Rate article
Lifequest
Bir Sır Yüzünden Neredeyse Yuvası Dağılan Adamın Hikayesi