Annenin “Hayır” Dedigi An: Nadide’nin Başkasının Evliliğini Kurtarışı
Nadide kabak kızartırken kapı çaldı. Açtığında oğlu Emre’yi gördü; elinde çantası, gözlerinde yorgunluk.
“Anne, Zeynep’ten ayrıldım,” dedi içeri girer girmez, soluğu kesilmiş gibi.
“Nasıl ayrıldın?” diye şaşkınlıkla sordu Nadide.
“Artık dayanamıyorum. Ne yemek yapıyor, ne evi topluyor, ne de çalışıyor…” Gözleri dolmuştu. “Bir süre kalabilir miyim?”
“Hayır,” dedi Nadide kararlılıkla, ellerindeki yağı silerek gözlerini ondan ayırmadan.
Emre afalladı: “Ne demek hayır?”
“Demek istediğim bu işte. Giremezsin. Ama gel otur, bir şeyler ye. Sonra konuşuruz.”
Emre, annesinin çorbasını ve pidelerini öyle bir iştahla yedi ki, sanki haftalardır açmış gibiydi. Kaşık aralarında sızlanıyordu:
“Evlenmeden önce hep dışarıda yerdik, eğlenceliydi. Ama evlenince yemeğin kendiliğinden sofraya geleceğini sanmıştım. O ise çocuk gibi internette tarif bakıyor; ya tuzlu oluyor ya çiğ. Yemeğe bayılıyormuş gibi yapıyorum ama zorla yutuyorum.”
“Ama o çabalıyor, oğlum,” dedi Nadide iç çekerek. “Herkes ilk denemede beceremez. Sen sadece eleştiriyorsun.”
“Çabalıyor mu? Peki bu dağınıklığı kim yapıyor? Her şey ortada! Kıyafetler sandalyede, yatakta, hatta banyoda. Gardırobun önü fırtınadan çıkmış gibi. Ya uyukluyor ya da bilgisayarda oyun oynuyor. Ben onun ardından topluyorum, uyardım diye ağladı.”
“Genç daha, acemi,” dedi Nadide sakince. “Ya sen? Tam bir erkek misin? Sen örnek olacaksın, sevgini göstereceksin, o zaman o da değişir.”
“Ama ben onu seviyorum…”
“O hissetmiyor ki. İşte mesele bu.”
Ertesi sabah, Emre işe gittikten sonra Nadide Zeynep’i aradı:
“Kızım, uğrayacağım sana, biraz sohbet edelim.”
Alışveriş yapıp evlerine gitti. Kapıyı uykulu gözlerle Zeynep açtı.
“Emre’yi işe uğurladın mı?” diye sordu Nadide mutfağa doğru ilerlerken.
“Niye uğurlayayım? Kendisi hazırlandı, çayını içip çıktı. Bir şey mi oldu?”
“Bu sana normal mi? Mutfak da tam bir felaket. Öğlene yakın, daha yeni uyanmışsın.”
“Özür dilerim… Geç yatmıştım… internetteydim…”
“Zeynep, seni kızım gibi seviyorum. Yardım etmeye geldim. Şimdi toparlanır, yemek yaparız.”
“Ben hallederim… Emre’yle kendi aramızda düzelir.”
“Peki, bilirsin. Ama sonra bana gelip ağlama. Al, bunlar da yiyecekler.”
“Teşekkür ederim. Kızmayın.”
Günler geçti. Emre sık sık annesine gitmeye başladı. Bir gün Zeynep’e iş seyahatindeyim diye yalan bile söyledi. Aslında eve gitmek istemiyordu.
“Bıktım artık,” diyordu annesine. “Kitap okumuyor, hiçbir şeyle ilgilenmiyor. Alışveriş ve oyun peşinde. Çalışmak istemiyor. ‘Şunu da al, bunu da al’ diye tutturuyor. Ben bankamatik miyim?”
Nadide dinliyor, itiraz etmiyordu. Ta ki bir akşam Zeynep kapısında gözyaşları içinde belirene kadar.
“Anne… beni sevmiyor… geç geliyor, yemek yemiyor, konuşmuyor… ‘Boşuna evlendik’ diyor… Siz mi böyle yetiştirdiniz?”
“Yoksa senin annen mi bir şeyleri eksik öğretti? Sadece erkeğin mi sorumluluğu var? Kadının da var. Birlikte yaşamak emek ister, parkta gezmek değil.”
Uzun uzun konuştular. Nadide anlattı, yönlendirdi, rica etti. Anlaştılar: Zeynep yemek yapmayı öğrenecek, evi düzenli tutacak, iş arayacaktı.
Aylar geçti. Nadide, gelinini işe yerleştirdi, çorba pişirmeyi, köfte kızartmayı öğretti. Bir gün onları yemeğe çağırdı. Sofrada ev yapımı lezzetler vardı.
“Anne, Zeynep altın değerinde! Yemekler restoran gibi. Ne çabuk öğrendi her şeyi.”
Nadide gözyaşlarını tuttu. Zeynep’in omzuna dokundu:
“Aferin kızım. Her şey senin elinde.”
Hayat düzene girdi. Sabahları birlikte kahvaltı yapıyorlar, akşam yemeğini beraber hazırlıyor, işleri paylaşıyorlardı. Emre artık annesine şikâyete gitmiyor, Zeynep de ağlamaya.
Beş yıl sonra bir kızları oldu. Doğum gününde tüm aileyi topladılar. Yemekten sonra Zeynep kaynanasının yanına oturdu:
“Anne, sağ ol. Siz olmasaydınız ayrılırdık. O zaman çok cahildim…”
“Aptal değildin, sadece tecrübesizdin. Şimdi işte, ailen bu.”
“Erken işe dönmek istiyorum. Kızıma bakabilir misiniz? Annemle nöbetleşe?”
“Tabii ki canım. Bu bir mutluluk.”
O günden sonra Nadide sadece kaynana değil, bir dost oldu. Şimdi iki torunu var. Nadide emekli ve torunları sık sık onun yanında kalıyor. Biri ona bu evliliği nasıl kurtardığını sorduğunda gülümsüyor:
“Ben her zaman kadınların yanındayım. Oğlum da erkekliğe yakışmayan bir şey yaparsa, onu da uyarırım!”




