Kızım Aşkıma Engel Oluyor: Mutluluğu Hak Etmedim mi?

Otuz iki yaşında dul kalmak sadece acı değil, her gün yeniden verilen bir savaş. Hele bir de küçük bir çocuğun varsa ve önünde bitmek bilmeyen bir suçluluk duygusu… Kocam bir sabah ansızın gitti; bir kaza, vedasız. Geride minik Deniz’i ve içimi kemiren bir boşlukla kaldım. Sanki hayat artık aydınlıksız, sıcaksız, geleceksizdi. Ama görünen o ki, kader beni tam anlamıyla sınamak istedi.

Üniversiteden hemen sonra işe girdim; gösterişli değil ama güvenceli bir işti. Annelik kariyerimi mahvetmedi ama her adımı iki kat zorlaştırdı. Kendimden kısarak, şafak sökerken kalkıp akşamın karanlığında eve döndüm. Tek dayanağım annemin sevgisi ve desteğiydi. O, Deniz’le yemek yedirip derslerine yardım etti. Onsuz yapamazdım.

İlk yıllar bir sis bulutunun içindeydim gibiydi. Kalbime bir erkeği yeniden sokmayı hayal bile edemezdim. Nasıl edebilirdim ki? Çocuğumun bir babaya ihtiyacı varken, ben “aşk” kelimesini bile gözyaşları olmadan söyleyemiyordum. Deniz büyüdü, okul, ergenlik isyanları… Tartıştık, barıştık, ama hep yanında oldum. Güçlü ama katı olmayan biri olsun istedim. Elimden geleni yaptım.

Üniversiteyi kazandığında, geri çekildim. Üstüne gitmedim, nefesimi ensesinde hissettirmedim. Ara sıra erkek arkadaşını sorduğumda kısa cevaplar alıyordum. Onun hayatı, onun seçimiydi. Benimki bitmişti… Ta ki iş yerinden bir meslektaşım, Emre, beni tiyatroya davet edene kadar. Birkaç kez gittik. Olmadı. Ben hâlâ geçmişte yaşıyordum, o da eski eşinin gölgesindeydi. Sessizce ayrıldık. Ama bir şeyi hatırladım: Ben bir kadındım. Gülmeyi, iltifat duymayı, çiçek almayı unutmuştum. Uzun zamandır bunları bana kimse vermemişti.

Yıllar geçti. Deniz evlendi, bir oğlu oldu; ben büyükanne oldum. Damadı iyi biri, sabırlı ve anlayışlı. Deniz’in zorlu karakterine rağmen yılmadı, demek ki seviyor. Onlarla gurur duydum. Hayatımın böyle sonlanacağını düşünürken… yeniden başladı.

Levent beklenmedik bir şekilde girdi hayatıma. Bir sergide karşılaştık. O da dul, ben de… Önce sohbet, sonra yürüyüşler, telefonlar, derin konuşmalar. Dış ticaret danışmanıydı, yarı ömrü yollarda geçmiş. Bilgili, zarif, gözlerinin içi sıcak… Onun yanında ısınıyordum. Dinginlik vardı. Sanki hep tanıdığım biriydi.

Ama ondan bahsetmemle birlikte kızım taş kesildi. Deniz öfkeden deliye döndü. Onun bıyığı, sesi, benden üç yaş küçük olması bile sinirini bozuyordu. Hatta çocuklarına mirasını şimdiden paylaştırmış olmasını bile şüpheli buldu. Bana, “Sen safsın, seni kullanıyor!” dedi. Dinlemedi, sözümü kesti, konuşmaya çalışınca kapıyı çekip gitti. Oysa ben ondan ne izin istedim, ne de öğüt…

Artık daha seyrek geliyor. Ayda bir, bazen torunuyla, bazen yalnız. Sanki ona ihanet etmişim gibi bakıyor. Oysa bütün hayatımı onun için yaşadım. Her şeyimi verdim. Mutluluğumu bile annelik uğruna feda ettim.

Birkaç kez yalan söyledim, “Levent’le görüşmüyoruz” dedim. Bitti diye açıkladım. Sadece o kırgın bakışları görmemek için… Ama usandım. Aşkımı saklamaktan yoruldum, sanki suç işliyormuşum gibi. Kızımın beni bir seçime zorlaması acıtıyor: “Ya O, ya ben.” Yetişkin çocuklar, ebeveynlerinin ruhunu ısıtan bir şeyi yok etmeye hakkı var mı?

Belki hepimiz bir araya gelip konuşmalıyız. Sakince, insanca… Ama korkuyorum; ya kavga çıkarsa, aramızdaki o kırılgan bağ koparsa? Ne yapacağımı bilmiyorum. Mutlu olma hakkım için savaşmalı mıyım, yoksa ailemin huzuru için vazgeçip yalnızlığa mı dönmeliyim?

Şimdilik bekliyorum. Sessizim. Ama içimde bir çığlık: Ben de bir insanım ve sevilmeye hakkım var… Altmışımda bile.

Rate article
Lifequest
Kızım Aşkıma Engel Oluyor: Mutluluğu Hak Etmedim mi?