**Kişisel Günlük**
Annem hep bana ablamı örnek gösterirdi. Onun doğum günü bardağı taşıran son damla oldu.
Çocukluğumdan beri, annemin gözünde hep ikinciydim. Sonuncu değil, sadece ikinci. Daha değerli, daha başarılı, daha “doğru” olanın ardından gelen. Ablam Ece’nin gölgesinde. Normalde bir şey demezdim—sonuçta her ailede farklı çocuklar olur. Ama annem bu farklılıkları bir oyuna çevirdi; ben hep başarısız, Ece ise altın çocuktu.
Hatırladığım kadarıyla, hep çabaladım. Anneme değerli olduğumu kanıtlamak için… Onun gurur duyacağı, seveceği, sıcak bakışlarına layığım diye. Ama her adımım boşa çıktı. Olimpiyatlardan ödüller getirdim—sessizlik. Zor bir üniversiteyi bursla kazandım—”Ece hiç üçlemezdi, işte başarı bu.” İşe girdim—”Ece evlenmiş bile, sen hâlâ evraklarla geziyorsun.” Onun çocuğu var, benim kredim. Onun ailesi var, benim “boş amellerim.” Her “başardım”ım, annemin “ne var yani?”sine çarptı.
Canım acıdı. Sürekli. Sanki olduğum kişi için sürekli savunma yapmak zorundaydım. Sanki Ece gibi olmadığım sürece emeklerim yetmiyordu. Sanki sevgim, annemin gözünde sadece “öteki kız” değil, “kızı” görmesi için yeterli değildi. Ama katlandım. Katlandım ve bir gün… takdir edeceğini umdum.
Geçen sonbahar annem emekli oldu. Parası az, sağlığı bozuk. Faturalarını, ilaçlarını, yiyeceklerini ben ödemeye başladım. Kendim zar zor geçinirken elimden geleni yaptım. Bir ay önce evine tadilat yaptırdım—kabloları yeniledim, duvar kağıdı yapıştırdım, yeni yemek masası aldım. Birikmiş paramın hepsini harcadım. Rahat etsin diye.
Üç gün sonra doğum günüydü. Hediye alamadım—bir kuruşum kalmamıştı. Ama gittim—çiçekle, pastayla, içten dileklerle. Sarıldım, yanağından öptüm, sağlık diledim. O ise… Misafirlerin ortasında ayağa kalkıp yüksek sesle sordu:
— Hediye nerede? Doğum gününe hediyesiz gelinmez, bilmiyor musun?
Oda buz kesti. Hiç olmadığım kadar utandım. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Şimdi anlıyorum: işte o an, son damlaydı. Artık yeter. Güneş gibi peşinden koştuğum ama beni ısıtmayan birine daha fazla uzanmayacağım. Belki de bana hiç verilmeyecek bir sevgiyi hak etmek için çabalamayacağım.
Kızgın değilim. Sadece çok yoruldum. Bundan sonra kendim için yaşayacağım—annemin övgüleri, “mükemmel abla” kıyaslamaları, onay beklemek için değil. Param, enerjim, zamanım… artık beni sadece “Ece değil” olarak gören biri için harcanmayacak.
Bazen kendini sevmeyi öğrenmek için, bunu başkalarına kanıtlamayı bırakmak gerekir. Hatta hayat verenlere bile…




