Bastaki Acı Gerçek: “Sonsuza Dek Buradayım

Ayşegül eve bitkin döndü. İçindeki his onu uyarıyordu: kocası yine evde değildi. Dağılmış eşyalar ve bulaşık dolu lavaboya bakılırsa, bir yere aceleyle gitmiş, ardında sadece kayıtsızlığın izlerini bırakmıştı. Her zamanki gibi toparlanmaya başladı, fakat yatağa yaklaştığında donup kaldı. Yastık kılıfında – başkasına ait, kızılımsı, uzun bir saç teli. Titreyen elleriyle mutfağa yöneldi – iki kadeh, ruj izi. Ayşegül tüm bunlara bulanık bir suyun altından bakar gibi baktı. Ama bu sefer ağlamadı. Artık netti: harekete geçme vakti gelmişti.

Bir zamanlar Ayşegül’ün basit bir hayali vardı – prensini bulmak. Küçük bir kasabadan gelen kız, hep büyük şehirleri, güzel bir hayatı, mutluluğu hayal etmişti. Çalıştı, akşamları restoranda yarı zamanlı iş yaptı, boşanmanın ardından halası Gülten’in işlerine yardım etti. Para yetmiyordu. Annesi ara sıra gönderiyordu ama üvey ailede bir “yabancı” hep ikinci plandaydı. Tüm başarılarını kendi gücüyle kazanmıştı. Ve inanıyordu: aşk bir gün onu bu gri hayattan kurtaracaktı.

Ve aşk geldi. Çalıştığı restorana sık sık Volkan – kendinden büyük, kendine güvenen, parası olan bir adam gelirdi. İlk görüşte aşık olmuştu, onun sadece bir arabası değil, bir de hayran kuyruğu olduğunu bilmeden. O da onu fark etti. Ve Ayşegül hızla diğerlerini saf dışı bıraktı – hatta o “nişanlıyı” bile, ki sonradan babasının vaftiz kızı olduğu ortaya çıkmıştı. Volkan onu seçmişti.

Düğün filmlerdeki gibiydi – görkemli, pahalı, göz kamaştırıcı. Volkan’ın ailesi gergin bir gülümsemeyle onu kabul etti ama boyun eğdi: oğulları geç evlenmişti, göz bebekleriydi, onun sözü kanundu. Kayınvalide her şeye karışıyordu: gelinin elbisesinden saç rengine kadar. Ayşegül itaatle başını salladı. Kabul edildiğine inanmıştı. Evde düzen, huzur, özen vardı. Tam bir yıl – tıpkı bir masal gibi.

Ama zaman geçti. Hamilelik bir türlü gelmedi. Ve bir gün kayınvalide soğukkanlılıkla konuyu açtı:

“Seni doktora yazdırdım. Artık neyin var neyin yok öğrenmen lazım.”

Ayşegül kendini harika hissediyordu. Ama tartışmaya cesaret edemedi. Sonra hüküm verildi: asla çocuğu olmayacaktı.

Eve dönerken nasıl söyleyeceğini bilemiyordu. Bundan sonra nasıl yaşanırdı? Ama çok geçmeden anladı ki söylemesine gerek yoktu. Her şey zaten söylenmişti. Şahsen. Kayınvalide tarafından.

“Önemli değil, hallederiz. Önemli olan birlikte olmamız,” dedi.

Volkan destek oldu: “Seni bırakmam.” Ayşegül inandı. Ama zamanla doktor randevuları, klinikler, tedaviler başladı. Kocası ise giderek daha fazla gecikiyordu. Sonra komşu odaya taşındı. Ardından çoğunlukla ailesinin yanında kalmaya başladı.

Hayat devam ediyordu, ama birlikte değildiler. Arkadaşı Leyla’nın bir oğlu oldu. Ayşegül vaftiz annesi oldu. Yiğit onun ışığıydı. Ama Leyla ve kocası bir kazada hayatını kaybetti. Yiğit öksüz kaldı. Ayşegül çocuğu görmeye gidiyorken, onu çoktan Mehmet – Leyla’nın abisi, bir zamanlar Ayşegül’e şekerler ve defterler hediye eden adam almıştı bile.

“Biz artık yaşlandık,” dedi Leyla’nın ailesi. “O genç, üstelik düğün hazırlığı var. Kendi büyütsün.”

Ayşegül bunu kabullenemedi: çocuğu yabancı bir kadın büyütecekti. Üvey anne. Aklına takıldı: Yiğit’i almalıydı. Mehmet’i ikna etmeliydi. Belki razı olurdu.

Ama Mehmet vazgeçmedi:

“O benim yeğenim. Kız kardeşime söz verdim – onu asla bırakmayacağım!”

Sonra, bir sayıklama halinde ekledi:

“İstersen benimle evlen. Birlikte büyütelim onu. Seni hep sevdim ama sen bana yüz vermezdin.”

“Sen kafayı mı yedin?” diye çıkıştı Ayşegül. Sonra pişman oldu. Ama iş işten geçmişti.

Eve bitik döndü. Ve şimdi – yastıkta yabancı bir saç teli. Ruj. Kadehler. Gerçek yüreğine saplanmıştı. Peki ailesinin yanında mıydı gerçekten? Ya o “iş seyahatleri”?

Onları bir arada tutan tek şey sorumluluk duygusu, alışkanlık, terk edilme korkusuydu. Hızla eşyalarını, belgelerini topladı ve bir not bıraktı:

“Herkese böylesi daha iyi…”

Volkan’ın çocukları olacaktı. Ailesinin torunları. Mehmet’in ailesi. Yiğit’in bir annesi. Peki ya onun?

Aşk mı? Kim bilir belki de çok yakınındaydı.

Mehmet kapıyı uykulu, şaşkın açtı:

“Yine mi sen?.. Ne istiyorsun?”

Ayşegül gözlerini kapadı ve sessizce fısıldadı:

“Ben… artık hep buradayım…”

Rate article
Lifequest
Bastaki Acı Gerçek: “Sonsuza Dek Buradayım