“Kendi düğünümde utanç yaşatmayacağım!” diye bağırıyordu kızım, ona büyükannemizi davet etmesi için yalvardığım sırada.
Kızım Elif 25 yaşında. Geçenlerde evleneceğini açıkladı. Düğün hazırlıkları bizi bir çırpınma içine aldı: gelinlik seçildi, menü belirlendi, davetiyelerin çoğu gönderildi bile. Ama bir konu, şimşek çakması gibi, benim dünyamı alt üst etti.
Annem, Elif’in büyükannesi, bu yıl 80 yaşına bastı. Yaşın izleri üzerinde belli: yavaş hareket ediyor, gözleri eskisi gibi değil, dış görünüşü ise, açıkçası, yılların yorgunluğunu taşıyor. Gümüş saçları düzgün bir topuz yapılmış, kırışık yüzü ve deseni solmuş o eski hırkası, sanki sonsuza dek giyecekmiş gibi. Annem modayı takip etmiyor ve sürekli şunu söylüyor:
“Bana yeni kıyafetler niye? Ben zaten yaşlıyım. Paranızı siz ve Elif için harcayın daha iyi.”
Bir akşam, kızımla düğünün son detaylarını konuşuyorduk. Büyükannesine davetiye gönderip göndermediğini sordum. Elif birden duraksadı, yüzüne bir gerginlik çöktü. Anlamsız şeyler geveledi: büyükannenin İstanbul’un göbeğindeki salonuna gitmesinin zor olacağını, masada uzun süre oturamayacağını, günün çok yoğun geçeceğini. Ama içimde bir his vardı; mesele bu değildi.
“Elif, neler oluyor?” diye sordum açıkça.
Ve o zaman, kalbime bir bıçak gibi saplanan o sözü söyledi:
“Anne, onun düğünde olmasını istemiyorum. O… yani, uygun görünmüyor. Arkadaşlarım şık, bakımlı, iyi ailelerden geliyor. Büyükannemin yüzünden kimsenin bize gülmesini istemiyorum.”
Donup kaldım, sanki yıldırım çarpmış gibi. Nasıl? Benim kızım, benim Elif’im, sevgiyle büyüttüğüm çocuk, böyle şeyler söyleyebilir miydi? O gece gözüme uyku girmedi. Ona bir insanın değerinin marka kıyafetlerde olmadığını nasıl anlatacaktım? Büyükannemin sadece eski giysili bir yaşlı kadın değil, ailenin bir parçası, kökleri olduğunu? Elif’e kekler pişirdi, onu kollarında salladı, ilk adımlarına, okuldaki ilk beşlerine sevindi…
Düğün sadece gençler için bir eğlence değil. Bu, hayat boyu yanında olan, seni sen yapanlara şükranın ifadesi. Peki kimdir bu arkadaşları, eğer büyükannenle dalga geçeceklerse?
Sabah konuyu başka türlü ele almaya karar verdim — suçlamadan değil, sıcaklıkla. Elif’e büyükannesinin geceleri onunla nasıl oturduğunu anlattım. Ona eski kumaşlardan nasıl bebekler diktiğini. Her hastalığında nasıl endişelendiğini. Sordum: “Gerçekten utanılacak biri mi o?”
Elif sessizce dinledi, ara sıra başını salladı. Sonra birden ağlamaya başladı:
“Anne, bu düşüncelerden ötürü çok utanıyorum. Ama aklıma geliyor ve kendimi durduramıyorum…”
“Önemli değil, tatlım. Hadi büyükannene bir davetiye gönderelim, her şey düzelir,” diyerek onu sakinleştirmeye çalıştım.
“Davetiye mi?” Gözyaşları anında kurudu. “Söyledim ya! O gelmeyecek! Düğünümde rezil olmak istemiyorum!”
“Peki ben de senin için bir utanç kaynağı mıyım?” diye patladım.
Tartışma uzun sürdü, ama sonuçsuz kaldı. Elif’e, ailemize böyle davrandığı sürece düğününe gitmeyeceğimi söyledim. Umursamadı bile, sözlerimi ciddiye almadı. Ben de sözümü tuttum. Ne nikâha gittim, ne de salona. Telefonunu bile açmadım.
O gün annemin şehrin kenar mahallesindeki küçük evine gittim. Yiyecekler götürdüm, temizliğine yardım ettim, alışveriş yaptım. Bütün bu sırada içim parçalanıyordu: Acaba Elif nasıl? Gelinliği güzel miydi? Bu özel günde mutlu muydu?
Ama bu acının yanında, başka bir ağırlık da kalbime çöktü: Acaba torunlarım bir gün benden de utanacak mı? Karakterimden ya da yaptıklarımdan değil, sadece yaşlandığım için?
Akşam, annemle onun küçük mutfağında çay içiyorduk. Birden heyecanlandı:
“Ayşe, unuttun mu? Bugün Elif’in düğünü! Geç mi kaldık? Belki salona yetişiriz? Hadi hazırlan!”
Gözlerine baktım. İçlerinde saf bir umut parlıyordu. Annem hemen dolaba yönelip en iyi elbisesini çıkarmaya başladı. Ben ise… ona gerçeği söyleyemedim. Kalbini kırmaya cesaret edemedim.
“Anne, söylemeyi unuttum. Düğünü ertelediler. Belediyede sıra varmış, bilirsin işte…”
Annem güldü, gençlerin telaşını mırıldandı ve çayımıza devam ettik.
Ama içimde bir taş gibi oturuyordu o ağırlık.
Şimdi kızımın gözlerine nasıl bakacağımı bilmiyorum. Ve o, büyükannesinin gözlerine nasıl bakacak? Sevgiyle büyüttüğümüz bu çocuk, nasıl bu kadar bencil oldu? Bu düşünce içimi kemiriyor…




