Kayınvalideme Güvenmiyorum: Eşim Bebeğe Takıntılı Olduğumu Söyledi

**Günlük**

Küçük bir İzmir kasabasında, şehrin kenarında sıcacık bir evde, tam bir aile fırtınası kopmuştu. Aslı, 25 yaşındaki genç bir anne, beşiğinin başında durmuş, içindeki öfke ve yorgunlukla boğuşuyordu. Onun hikayesi, annelik, eş olmanın sorumluluğu ve aile baskısı arasında sıkışmış bir kadının çığlığıydı.

“Kocamla kavga ettik,” diye anlatıyor Aslı, gözlerini silerken. “Evet, ben de hatalıyım, ama ben oğlumuzun sorumluluğunu taşıyorum! Kerem tam bir yapışkan, durmadan mızırdanıyor—belki de diş çıkaracak. Bütün gün kucağımda, yemeği bile pişiremedim.”

Küçük çocuklar, herkesin anlayamayacağı bir sınavdır. Ama kocası Emre, bunu görmek istemiyor gibiydi.

“İşten geldi, aç bir kurt gibi bağırmaya başladı!” Aslı’nın sesi öfkeden titriyor. “Bir de beni karşılamadığım için söylendi! O sırada Kerem’i sallıyordum, uyanmasın diye nefes almaya korkuyordum. Nasıl yüzümle gülüp karşılayayım?”

Emre, bir bebek annesi olmanın ne demek olduğunu anlamıyordu sanki. Aslı her şeyi üstlenmişti: çocuğun bakımı, ev, yemek. Peki ya kocası? O “ailenin geçimini sağlıyordu” ve sıcak yemek, tertemiz bir ev istiyordu, sanki Aslı sihirli bir değnekmiş gibi.

Aslı dört dönmeye çalışıyordu ama Kerem’in durmak bilmeyen ihtiyaçları vardı. Bazen yerleri silmeye bile vakit bulamıyordu, üç öğün yemek yapmak hayal gibiydi. Kendi ailesi uzaktaydı, çalışıyorlardı. Kaynanasıyla, Sevim Hanım’la ilişkileri ise yay gibi gergindi.

“Kaynanam başından beri evliliğimize karşıydı,” diye iç çekiyor Aslı. “Çok genciz, evliliğe hazır değiliz diyordu. Ama asıl nedeni, Emre’sini bırakmak istememesiydi. Bir yıl içinde ayrılacağımızı söylemişti. Ama hâlâ birlikteyiz. Yine de… bazen kendim bile bilemiyorum, ne kadar süreceğini.”

Kerem doğduktan sonra, Aslı kaynanasıyla bağ kurmaya çalışmıştı. Buzlar eriyor gibiydi: Sevim Hanım birkaç kez gülümsemiş, torununa bir çıngırak bile almıştı. Ama samimiyet, ay kadar uzaktı.

“Sonra Emre çıkıp, çocukla saplantılı olduğumu söyledi!” Aslı gözyaşlarını zor tutuyor. “Sürekli Kerem’le ilgilendiğimi, ona vakit ayırmadığımı söylüyor. Cumartesi günü alışveriş merkezine gidip oğlunu annesiyle bırakmamı önerdi.”

Aslı hiçbir zaman Kerem’i başkasına bırakmamıştı. Bebek emziriyordu, ona iplik kadar bağlıydı. Kaynanası torununu üç kez görmüştü—nasıl idare edecekti? Ama Emre kararlıydı.

“Benim annem dört çocuk büyüttü!” diye çıkıştı. “O, ne yapacağını bilir. Senden çok daha tecrübeli.”

Hatta süt sağması için bir pompa bile almıştı. Ama asıl sorun, Kerem’in biberonu reddetmesiydi. Ağlıyor, başını çeviriyordu, sanki bunun annesi olmadığını biliyordu.

Emre bir ültimatom verdi: eğer Aslı oğlunu kaynanasına bırakmazsa, bu sefer daha büyük bir kavga çıkacaktı. Sevim Hanım ise torununa birkaç saat bakmaya razıydı. Ama Aslı’nın içindeki endişe dinmiyordu.

“Ona güvenemiyorum,” diye itiraf ediyor. “Kötü biri olduğundan değil. Ama… bu benim çocuğum. Benim Kerem’im. Ya ağlarsa? Ya neye ihtiyacı olduğunu anlamazsa?”

Emre ise ikisi için zamana ihtiyaçları olduğunu söylüyordu.

“Sadece anne baba değiliz, aynı zamanda karı kocayız!” diye bağırdı kavga sırasında. “Yoksa çift olmanın ne demek olduğunu unuttun mu?”

Bu sözler Aslı’yı derinden yaralamıştı. Kocasını seviyordu ama bu suçlamalar haksızdı. Geceleri uyumuyor, emziriyor, sallıyor, bezini değiştiriyordu—ve bunları tek başına yapıyordu. O ise romantizm, huzur, gülümsemeler bekliyordu, sanki Aslı bir makineydi!

Şimdi Aslı’nın önünde bir seçim vardı: korkularını bastırıp kocasına boyun mu eğecekti, yoksa hakkını savunup yeni bir kavganın riskini mi göze alacaktı? Kalbi ikiye bölünmüştü. Oğlu için endişeleniyordu ama evliliği de çatırdıyordu.

“Ne yapacağımı bilmiyorum,” diye fısıldadı, uyuyan Kerem’e bakarken. “Reddedersem, Emre beni takdir etmediğimi söyleyecek. Ama kabul edersem… oğluma bir şey olursa kendimi affedebilir miyim?”

Peki, Aslı ne yapmalı? Korkularını yutup kaynanasına güvenmeli mi? Yoksa çocuğuyla olma hakkını savunmalı mı, yeni bir kavgaya yol açsa bile? Belki de abartıyordu? Ya da bu endişe, görmezden gelinemeyecek bir anne içgüdüsüydü?

Bugün şunu öğrendim: Bir kadının yükü, sadece omuzlarındaki değil, kalbindekilerle de ölçülür. Belki de en büyük hata, bir annenin korkusunu küçümsemektir.

Rate article
Lifequest
Kayınvalideme Güvenmiyorum: Eşim Bebeğe Takıntılı Olduğumu Söyledi