Eski günlerde, Sakarya Nehri’nin kıyısındaki sakin bir kasabada, Ayşe ile eşi Mehmet’in hayatı huzur içinde akıp giderken, kaynana rolündeki bir drama ile sarsıldı. Bu hikâye, iyi niyetin sabrın sınırlarını nasıl zorladığını anlatır.
Evlendikten hemen sonra kendi evlerine çıkan çiftin çocukları büyümüş, yuvalarını kurmuştu. Geniş evlerinde yalnız kalan Ayşe ve Mehmet, kaynanaları Gülten Hanım’ın yalnızlığını düşünerek onu yanlarına aldılar.
“O bizim için yabancı değil,” diyordu Ayşe kocasına. “Hem ev işlerinde yardımı dokunur.”
Gülten Hanım da boş evde, özellikle geceleri, sessizliğin dayanılmaz olduğundan şikâyet ediyordu. Ayşe, kapılarını açarken, bunun aile bağlarını güçlendireceğine inanıyordu.
İlk zamanlar her şey yolundaydı. Kaynana ev işlerine hevesle sarıldı; birlikte temizlik yapıyor, yemek pişiriyor, tarifler paylaşıyorlardı. Ayşe, aralarında karşılıklı anlayışın oluştuğunu hissediyordu. Gülten Hanım minnettar görünüyor, evde uyum hâkimdi.
Kaynanasının yardımıyla Ayşe’nin boş zamanı artmış, eski hobisi olan örgü işlerine dönmüştü.
“Bu koca servet değil belki, ama aile bütçesine hoş bir katkı,” diyordu arkadaşlarına ördüğü kazakları gösterirken.
Kaynanası için ördüğü kazakları gururla giyen Gülten Hanım, komşularına hava atıyordu. İki yıl boyunca hiç tartışma olmadı, Ayşe mükemmel dengeyi bulduğunu düşünüyordu.
Ama zamanla her şey değişti. Ayşe, kaynanasının ev işlerinden kurnazca sıyrıldığını fark etti. Açıkça reddetmiyor, ama bulaşıklar yıkanmıyor, yerler silinmiyor, yemekler hazırlanmıyordu. Ayşe, işten döndüğünde akşamlarını bu işleri tamamlamakla geçiriyordu.
“Zamanımı planlamaya çalışıyorum,” diye iç çekiyordu Ayşe. “Hem evi çekip çevireyim, hem siparişleri yetiştireyim diye. Ama kaynana yüzünden her şey altüst oluyor. Müşteriler memnun değil, teslimatlar gecikiyor.”
Ona keyif ve ek gelir getiren hobi, tehlike altındaydı. Ayşe ev işlerinden hoşlanmıyordu, ama müşterilerine karşı hissettiği vicdan azabı daha da ağırdı. Örgü için vakit bahar karı gibi eriyor, yorgunluk ise bir yük gibi birikiyordu.
Ayşe, kaynanasıyla konuşmaya karar verdi. Nazikçe, eski gibi yardıma ihtiyacı olduğunu anlatmaya çalıştı. Ama Gülten Hanım anlamazdan geldi.
“Ben zaten her şeyi yapıyorum!” diye çıkıştı. “Daha ne istiyorsun?”
Ayşe, iş bölümünü netleştirmeyi önerdi: Ev işlerini tek başına üstlenecekti, böylece kaynanasına bağımlı kalmayacaktı. Ama anlayış yerine alınma aldı. Gülten Hanım, oyuncağı elinden alınmış bir çocuk gibi Mehmet’e koştu.
“Ayşe beni üzüyor!” diye sızlandı. “Ben uğraşıyorum, o hâlâ memnun değil!”
Mehmet, olayı anlamadan karısına şaşkınlıkla baktı:
“Senin neyin var? Anneme niye böyle yapıyorsun?”
Ayşe açıklamaya çalıştı, ama kaynana bunu bir oyuna çevirdi. Bazen “hastalanıp” kalpten şikâyet ediyor, bazen işine geldiğinde “iyileşiyordu.” Ayşe kendini tuzağa düşmüş hissediyordu: Ne zaman yardım beklese, aynı senaryo tekrarlanıyordu.
“Ona güvenmekten vazgeçtim,” diye itiraf ediyordu Ayşe. “Sanki yanımızda yokmuş gibi her şeyi kendim planlıyorum. Ama siparişler azaldı, müşteriler kayboldu. Bu hepimizi vuruyor, çünkü örgüden gelen para ortak bütçemize giriyordu.”
İlginçtir, gelirler düşmeye başlayınca Gülten Hanım birden işe sarıldı. Bulaşıklar parlıyor, yerler ışıldıyor, sofrada yemekler beliriyordu. Ayşe, kaynanasının sadece ilgi çekmek için manipülasyon yaptığını düşünmeye başladı.
“Belki de yalnız hissediyor?” diye düşünüyordu Ayşe. “Ona vakit ayırıyoruz, parka gidiyoruz, misafirliğe çıkıyoruz. Ama bir sipariş alsam, hemen ‘hasta’ oluyor.”
Şimdi Ayşe bir seçim yapmak zorundaydı. Kaynanası yine yardım ediyordu, daha çok sipariş alabilirdi. Ama ya her şey tekrarlanırsa? Yine gecikmeler, memnuniyetsiz müşteriler, kocasının sitemleri?
“Ne yapacağımı bilmiyorum,” diye fısıldıyordu Ayşe, yarım kalan kazağına bakarken. “Siparişleri bırakırsak para kaybederiz. Ama ona güvenir de oyunlarına devam ederse, ben yetişemem.”
Ayşe ne yapmalı? Kaynanasının oyunlarını affedip risk mi almalı? Yoksa sevdiği işten vazgeçip her şeyi kendi mi üstlenmeli? Belki de abartıyordu ve Gülten Hanım gerçekten ilgiye muhtaçtı? Yoksa bu, Ayşe’nin hep kaybedeceği bir oyun muydu?




