Aşkın Yankısı: Kırık Bir Kalbin Dramı
Sahil kasabası Sakarya’da, sabah sislerinin nehrin üzerinde gezindiği ve bahçelerin çiçeklerle kaplandığı bir günde, Selen ve kocası ailesini ziyarete gelmişti. Emre, arabadan indi, bagajı açtı ve hediyelerle dolu çantaları çıkarmaya başladı. Tam o sırada Selen uzakta bir silüet fark etti. Gözlerine inanamadı. Sokakta, yanındaki yabancı bir adamla kol kola gülerek yürüyen Nesrin’i gördü. Uzaktan Selen’e el salladı, sıcak bir gülümsemeyle.
“Bu nasıl mümkün olabilir? Ya Ömer nerede?” diye haykırdı Selen, yüreği sıkışarak. Sonradan öğrendiği acı gerçek, onun dünyasını altüst etti.
Selen, üniversitenin üçüncü sınıfına başladığında ailesinden ayrılıp yeni bir eve taşınmıştı. Ev, yemyeşil bir sitenin içinde, gölet manzaralı bir yerdeydi. Babası elinden geleni yapmıştı; karısını ve kızını çok seven bir adamdı ve Selen için mükemmel bir erkek örneğiydi. Okuldaki erkekler onu pek ilgilendirmiyordu; fazla ciddiydi, güzelliğine rağmen. Partilere gitmez, kafelere kolay kolay ayak basmazdı. Arkadaş edinmek yerine yalnızlığı tercih eder, derslerinde başarılı olur, akşamlarını ailesiyle kitap okuyarak geçirirdi.
“Daha çok zamanı var, yaşayacak,” derdi annesi, evlerine sıcak bir atmosfer katarken.
Komşu eve, Selen’den beş yaş büyük bir çift, Ömer ve Nesrin taşınmıştı. Çocukları yoktu ama çok yakışıklı bir çifttiler, özellikle Ömer… Selen bazen yatak odasının penceresinden onu izlerdi, işten dönerken – bazen yalnız, bazen uzun boylu, esmer ve çarpıcı güzelliğiyle Nesrin’le.
Ramazan Bayramı’nda aileleri komşuları davet etti – tanışmak için. Komşular kırmadılar, şarapları ve börekleriyle geldiler. Sıcak bir karşılama oldu, sofraya oturdular. Selen’in annesi koşturuyor, erkekler keyifli bir sohbete dalmıştı. Selen ise Nesrin’i sessizce gözlemliyordu. Nesrin sakin, ara sıra konuşuyor, evi meraklı gözlerle inceliyordu. Ömer ise tam bir neşe kaynağıydı; samimi ve nazik. Selen’in babasıyla sohbet ettikten sonra ona üniversiteyi sordu, kendi öğrencilik günlerini hatırladı ve önünde uzun bir hayat olduğunu söyledi.
O gittikten sonra Selen’in içinde bir karmaşa başladı. O sıcak bakışlar, yumuşak sesi, ifadeli elleri aklından çıkmıyordu. Anladı: bu aşktı. İlk, gerçek, yüreğini parçalayan bir aşk.
Ömer, tüm düşüncelerini ele geçirmişti. Derslerde bile konsantre olamıyor, onunla karşılaşma hayalleri kuruyordu. Uzaktan selam veriyor, onun gülümsemesine takılıp kalıyordu. Annesi onun hüznünü fark etti, konuşmaya çalıştı ama Selen susuyordu. Nasıl söylenirdi ki, “Evli komşuma aşığım”? Annesi üzülür, babasına anlatırdı. Bu acıyı içinde taşıdı.
Yaz tatili geldi, karşılaşmalar arttı. Bir gün göletin başında Ömer’i gördü – şortla, elinde olta. Balığa çıkmayı teklif etti. Dönüş yolunda,
“Beğendin mi? Bir daha çıkarız. Nesrin balık sevmez,” dedi.
Artık karşılaştıklarında sohbet ediyor, onun halini hatırını soruyordu. Bir gün saçlarını dağıttı, o ise elini yanağına bastırdı. Kısa bir andı ama Ömer ona dikkatle baktı ve,
“Selenciğim, sen harikasın,” dedi.
O gece sabaha kadar ağladı, ondan uzak durmaya karar verdi. Bu iyiye gitmezdi.
Üç yıl bu acıyla geçti. Tesadüfi karşılaşmalar, onun arkadaşça gülümsemeleri, Nesrin’in soğuk bakışları, nadir komşu ziyaretleri… Selen, yalnızca kendisinin bildiği bu aşkla yanıp tutuşuyordu. Üniversite bitti – dereceyle mezun oldu, iş hayatı başladı. Komşular hâlâ çocuksuz yaşıyordu, iletişim kesilmişti. Nesrin bir şeyler sezmiş olabilirdi ama susuyordu. Ömer ona işini, planlarını soruyor ama artık balığa çağırmıyordu.
Sonra Selen, Emre’yle bir sergide tanıştı. Yedi yaş büyük bir ressamdı, sanatın güzelliğini anlatırken onu büyülemişti. Görüşmeye başladılar. Emre tutkulu, gezgin, üretken biriydi, atölyesi vardı ve iltifat etmeyi biliyordu. Altı ay sonra evlenme teklif etti. Selen, Ömer’e olan aşkından kaçmak, onu unutmak için kabul etti. Karar vermek zordu. Geceler boyu ağladı, sevmeden evlendiğini, bu acıdan kaçtığını biliyordu. Rüyalarında Ömer ona yalvarıyor, gitme diyordu ama kendini Emre’ye karşılık vermeye zorluyordu.
Düğünden bir hafta önce, şehirde Ömer’le karşılaştı. Sevindi, biraz gezelim dedi. Selen’in yüreği sıkıştı ama kabul etti. Evliliğini kutladı, o an Selen patladı:
“Görmüyor musun Ömer? Seni seviyorum! Tüm bu yıllar boyunca, umutsuzca…”
Sessiz kaldı, omzuna dokundu ve yavaşça,
“Görüyorum küçük hanım. Ama hayatını mahvetme. Bu genç aşk geçecek. Emre iyi bir adam, tanırım. Mutlu olacaksın, eminim. Ben evliyim.”
“Nesrin’le mutlu musun?” diye ağlayarak sordu.
Cevap vermedi, sadece vedalaşırken sarıldı. Ayrıldılar.
Düğünden sonra Selen, Emre’yle yaşamaya başladı. Eski evine ailesi yerleşti. Gerginlik azaldı. Emre onu seviyordu, hayatları renkliydi amaArtık yeni bir sayfa açmıştı ve bu sayfada Ömer’in yeri yoktu.




