Beklenmedik İttifak: Kayınvalide ve Damat El Ele

Ayşe Hanım özenle kareli çantasına ev yapımı patates, turşu ve birkaç kavanoz reçel koyarak kızı ve damadını ziyarete hazırlandı. “Leyla’cığım, trendeyim. Burak beni istasyondan alsın, çantam ağır,” diyerek kızına telefon açtı. “Tabii anne, geliyoruz,” diye cevapladı Leyla. Sabah perona adımını atar atmaz bir ses duydu: “Anne, buradayız!” Dönüp baktığında şaşkınlıkla donakaldı. Hamile kızının yanında, bakımlı, genç bir adam duruyordu. Bu, tanıştığı o huysuz, tıraşsız uzun yol şoförü değildi.

Burak eskiden evliliğe hiç hevesli değildi. Otuz yedi yaşına gelmişti ve hâlâ bekârdı. Balık tutarken dostlarına hep aynı şeyi söylerdi: “İçime ateş düşüren birini bulamadım.” Bazı arkadaşları ona gıpta ederdi: “Karın yok, dert yok!” derlerdi. Diğerleri iç çekerek, “Evde seni bekleyen biri olsa fena mı olurdu?” diye sorardı. O ise şakayla karışık, “En azından kaynana derdim yok,” diye cevap verirdi.

Sonra bir gün her şey değişti. Benzin istasyonunda Onu gördü. Leyla. Mavi gözlü, göğsünde kimlik kartı olan bu kız, rüyalarından fırlamış gibiydi. Gülümsediği anda Burak’ın aklı başından gitti. Ertesi akşam aynı cipla istasyona gitti, elinde bir buket çiçekle titreyerek sordu: “Merhaba Leyla… Sizi bir kafeye davet edebilir miyim?”

O günden sonra her şey bir kasırga gibi aktı. Derken düğün. Burak, yıllar sonra ilk kez eve, otele değil, koşarak gidiyordu. Yolculuklardan kanatlanmış gibi dönüyordu. Sadece bir erkek değil, bir eş olduğunu hissediyordu. Sonra da bir baba olacağını öğrendi. Her şey harika gidiyordu… eğer kaynanayla tanışmasalardı.

Ayşe Hanım kolay pes eden biri değildi: Kibar, mesafeli ve disiplinli bir kadındı. İlk tanıştıklarında damadı buz gibi bir nezaketle karşıladı. Burak içtenlikle ona “ikinci annem” dediğinde ise keskin bir cevap verdi: “Size annelik ettiğimi nereden çıkardınız?”

Burak alınmadı. Sadece anladı ki bu kadının güvenini kazanması gerekecekti.

Bir yıl geçti. Leyla son aylarındaydı. Burak bir seferden dönmüştü ki eşi endişeyle gözlerinin içine baktı: “Annem birkaç günlüğüne bize gelecek…” “Oh, ciddi bir şey sandım!” diye güldü Burak. “Anneciğim geliyorsa gelsin. Yalnız…” diyerek sakalını kaşıdı.

“Yalnız,” diye tamamladı Leyla, “tıraş ol, saçını kestir. Annem senin böyle dede gibi görünmenden hoşlanmıyor.” “Peki ya sen?” “Bana göre iyisin, ama anne dediğin başka!”

Burak boyun eğdi. Saçını kestirdi, traş oldu, aynaya baktığında kendini tanıyamadı. İstasyonda Ayşe Hanım neredeyse tökezleyecekti: karşısında tıraşsız bir şoför değil, genç görünümlü, bakımlı bir adam duruyordu. Yüzünde sıcak ve şaşkın bir gülümseme belirdi. Burak ise fark etti ki… bu kadını görmekten mutlu olmuştu. Sanki onda bir şeyler değişmişti. Belki de kendisinde de.

Akşam yemeğinde odaya kaçıp maç izlemeye başladı, sesini kısmıştı ki arkasından bir ses yükseldi: “Burak, sesi açsana! Ben de futbol severim! Basketbol da.”

Döndüğünde Ayşe Hanım’ın samimi bir merakla baktığını gördü. Aynı takımı tuttuklarında anladı ki bu ziyaret, sıradan bir buluşmadan çok daha fazlası olacaktı.

Ertesi gün Leyla ile balığa çıkmaya hazırlandılar. Çadır, olta, erzak… Ayşe Hanım sordu: “Yoksa balığa mı gidiyorsunuz? Ben de geliyorum! Burak’ın çadırını alın, size güzel bir çorba yaparım, sonra beni zor çıkarırsınız!”

Doğada kaynana kendi âlemindeydi: ateş yakıyor, masa bile yapmıştı kütüklerden. Gülüyor, şakalaşıyor, yirmi yaş gençleşmiş gibiydi. Öyle lezzetli bir çorba pişirdi ki Burak üçüncü kâsesini isterken buldu kendini. Sonra birbirlerine “sen” diye hitap etmeye başladılar. Şakayla, “Leyla yaşlanınca annen gibi olsa ne mutlu bana,” diyorlardı.

Ayşe, kızına sarılıp fısıldadı: “Sizler varsınız ya, ne güzel…”

Burak o an anladı ki hiçbir dünya kupası, bu sıcaklığın yerini dolduramazdı.

Rate article
Lifequest
Beklenmedik İttifak: Kayınvalide ve Damat El Ele