Vazgeçmem, Söz Veriyorum: Yüreğinin Sesiyle Baba Olan Bilinmeyen Adam

“Vermeçem sizi. Söz veriyorum”: Bir yabancının yüreğinin sesiyle baba oluşu

— Amca… lütfen, kız kardeşimi alın. Çok aç…

Bu ses, şehrin karmaşasında neredeyse duyulmayacak kadar zayıftı, Mehmet Demir’i hazırlıksız yakaladı. Hızlı adımlarla yürüyordu, neredeyse koşuyordu, gözleri sadece önündeydi. Aklı, o gün imzalanacak milyonluk anlaşma ve yatırımcıların güveniyle meşguldü. Eşi Ayşe’nin vefatından sonra, iş, onu hayata bağlayan tek şey olmuştu.

Ama bu ses…

Durdu ve arkasına baktı.

Karşısında yedi yaşlarında bir çocuk duruyordu. Zayıf, yıpranmış kıyafetler içinde, gözleri yaşlı. Kollarında eski bir battaniyeye sarılı küçücük bir kız çocuğu vardı. Bebek hafifçe ağlıyordu, erkek kardeşi ise ona öyle sıkı sarılmıştı ki, sanki dünyadaki her şey bu sarılmaya bağlıydı.

— Anneniz nerede? diye yavaşça sordu Mehmet, çömelerek.

— Yakında döneceğini söyledi… ama iki gün oldu, diye fısıldadı çocuk. Burada bekliyorum…

Çocuğun adı Emre’ydi, kız kardeşinin adı ise Elif. Yanlarında başka kimse yoktu. Ne bir not, ne de bir adres, sadece bitmeyen bir bekleyiş ve açlık. Mehmet polisi aramayı, sosyal hizmetleri haberdar etmeyi, yiyecek almayı teklif etti. Ama “polis” kelimesini duyunca Emre irkildi.

— Lütfen bizi vermeyin… Elif’i alırlar…

O an Mehmet anladı ki, buradan ayrılamazdı. Kaybettikten sonra taşlaşan yüreğinde bir çatlak oluşmuştu.

En yakın pastaneye gittiler. Emre, sanki yemeği elinden alınacakmış gibi hızlıca yiyordu. Mehmet, Elif’e aldığı mamayı yediriyordu. Uzun zamandır ilk kez, kendisine ihtiyaç duyulduğunu hissediyordu. Bir iş adamı olarak değil, bir insan olarak.

— Tüm toplantıları iptal et, diye kestirip attı asistanına telefonla.

Polis çabuk geldi. Her şey standarttı: sorular, protokoller. Ama Emre, Mehmet’in koluna yapışıp “Bizi vermeyeceksiniz, değil mi?” diye fısıldadığında, Mehmet kendini şu sözleri söylerken buldu:

— Vermeyeceğim. Söz veriyorum.

Vesayet geçici olarak verildi. Eski bir tanıdığı olan sosyal hizmetler çalışanı Gülay Hanım, süreci hızlandırmıştı. Mehmet kendine hep “Annesi bulunana kadar geçici” diyordu.

Çocukları geniş dairesine götürdü. Emre sessizdi, sadece Elif’i sıkıca tutuyordu. Gözlerindeki korku, ona değil, hayataydı. Eskiden sessiz olan daire, şimdi daha da yalnız hissettiriyordu. Ama artık nefesler, hareketler, bebek ağlamaları ve Emre’nin Elif’e söylediği ninniler vardı.

Mehmet bez değiştirirken zorlanıyor, beslenme saatlerini unutuyor, biberonu nasıl tutacağını bilemiyordu. Ama Emre yardım ediyordu. Hiç şikayet etmeden, sessizce her şeyi yapıyordu. Sadece bir kez şunu söyledi:

— Sadece onun korkmamasını istiyorum.

Bir gece Elif ağladı. Emre yanına gidip onu kucağına aldı ve ninni söylemeye başladı. Kızcağız sakinleşti. Mehmet boğazında düğümlenen bir hisle izledi.

— Harika gidiyorsun, dedi.

— İşte öğrenmek zorunda kaldım, diye cevapladı Emre, şikayet etmeden, sadece gerçeği söyleyerek.

Sonra telefon çaldı. Gülay Hanım arıyordu.

— Annelerini buldular. Hayatta ama rehabilitasyonda. Bağımlılık, ağır bir durum. Tedaviyi atlatırsa belki hakları iade edilir. Aksi takdirde devlet vesayeti alacak. Ya da… sen.

Mehmet sessiz kaldı.

— Vesayet alabilirsin. Ya da evlat edinebilirsin. Her şey sana bağlı.

O akşam Emre köşede resim yapıyordu. Oyun oynamıyor, çizgi film izlemiyordu. Sessizce sordu:

— Bizi yine alacaklar mı?

Mehmet yanına çöktü.

— Bilmiyorum… Ama güvende olmanız için elimden geleni yapacağım.

— Peki ya alırlarsa? Emre’nin sesindeki kırılganlık, korunmasız bir umutsuzluktu.

Mehmet onu sıkıca sarıldı.

— Vermeyeceğim. Söz veriyorum. Asla.

Ertesi gün Gülay Hanım’ı aradı:

— Vesayeti kalıcı olarak almak istiyorum.

İncelemeler, görüşmeler, ziyaretler başladı. Ama artık bir amacı vardı: bu çocukları korumak. Şehir dışında, bahçeli, güvenli bir ev satın aldı. Emre yeniden hayat buldu. Çimlerde koşuyor, yüksek sesle kitap okuyor, resim yapıyor, kurabiye pişiriyordu. Mehmet yeniden gülmeyi öğreniyordu.

Bir gece, Emre’yi yorganla örterken şunu duydu:

— İyi geceler, baba…

— İyi geceler, oğlum, diye cevapladı, boğazına düğümlenen gözyaşlarını tutarak.

Bahar ayında resmi evlat edinme gerçekleşti. Evraklarda bir imza vardı. Ama Mehmet’in kalbi imzaya bile ihtiyaç duymadan çoktan kararını vermişti.

Elif’in ilk kelimesi “Baba” onun için hayattaki en değerli ses oldu.

Hiç baba olmayı planlamamıştı. Ama şimdi onsuz bir hayat düşünemiyordu. Ve eğer biri ona yeni hayatının ne zaman başladığını sorarsa, hiç tereddüt etmeden cevap verecekti:

— “Amca, lütfen…” dediği o andan itibaren.

Hayat bazen beklenmedik kapılar açar; gerçek mutluluk ise o kapıdan içeri adım atma cesaretindedir.

Rate article
Lifequest
Vazgeçmem, Söz Veriyorum: Yüreğinin Sesiyle Baba Olan Bilinmeyen Adam