Ayşe Hanım özenle çizgili çantasına ev yapımı patates, turşu ve birkaç kavanoz reçel yerleştirdi, sonra kızı ve damadını ziyaret etmek üzere yola çıktı. “Ece, artık trendeyim. Volkan beni istasyondan alsın, çantam çok ağır,” diye telefonla haber verdi kızına. “Tabii, anne, seni alırız,” diye cevapladı Ece. Sabah perona adımını attığında, Ayşe bir ses duydu: “Anne, buradayız!” Dönüp baktı… ve donakaldı. Hamile kızının yanında, bakımlı, genç bir adam duruyordu. Bu, sakallı, asık suratlı tır şoförü damadı değildi—ona hiçbir zaman ısınamadığı adam.
Oysa Volkan evlilik konusunda hiç hevesli değildi. Otuz yedi yaşına geldiğinde hâlâ bekârdı ve balık tutarken arkadaşlarına hep aynı şeyi söylüyordu: “İçime ateş düşürecek kadını henüz bulamadım.” Bazıları ona gıpta ederdi: “Karın yok, derdin yok.” Diğerleri iç çekerdi: “İnsanın evde birinin beklemesi ne güzeldir.” O ise şakayla karışık cevap verirdi: “En azından bir avantajım var—kaynana yok!”
Sonra, gök gürültüsü gibi bir anda her şey değişti. Benzin istasyonunda onu gördü—Ece’yi. Mavi gözlü, göğsünde kimliği asılı bu kadın rüyalarından fırlamış gibiydi. Gülümsedi ona, işte o an bitti Volkan’ın direnişi. Ertesi akşam aynı ciple geldi, arkasında bir demet çiçek sakladı ve heyecanla sordu: “Merhaba Ece… Sizi bir kafeye davet edebilir miyim?”
O günden sonra her şey fırtına gibi aktı. Ardından düğün geldi. Volkan, yıllar sonra ilk kez otele değil, eve koşar oldu. Uzun yolculuklardan kanatlanmış gibi dönerdi. Artık sadece bir erkek değil, bir eşti. Ve sonra—gelecekte bir baba. Her şey mükemmel gidiyordu… ta ki kaynanasıyla tanışana kadar.
Ayşe Hanım kolay pes eden biri değildi: Kibar, biraz mesafeli, disiplinli bir kadındı. İlk tanışmalarında damadı buz gibi bir nezaketle karşıladı. Volkan ona içtenlikle “ikinci annem” dediğinde ise keskin bir cevap verdi: “Size ne oldu da beni anneniz sanıyorsunuz?”
Alınmadı. Sadece anladı: Onun güvenini kazanmak zorundaydı.
Bir yıl geçti. Ece’nin doğum zamanı yaklaşıyordu. Volkan yeni bir seferden dönmüştü ki, eşi endişeyle gözlerinin içine baktı: “Annem birkaç günlüğüne bize geliyor…” “Oh! Ciddi bir şey sandım!” diye güldü Volkan. “Annense annedir. Ama şu var ki…” diyerek sakalını kaşıdı.
“Şu var ki,” diye tamamladı Ece, “saçlarını kestir, tıraş ol. Annem senin yaşlı bir dede gibi görünmenden hoşlanmıyor.” “Peki ya sen?” “Ben seviyorum, ama anne anne işte…”
Volkan itaat etti. Saçını kestirdi, tıraş oldu, aynaya baktı—kendini tanıyamadı. İstasyonda Ayşe Hanım az kalsın tökezleyecekti: Karşısında sakallı bir tır şoförü değil, dinç, genç görünümlü bir adam duruyordu. Yüzüne şaşkın, sıcak bir gülümseme yayıldı. Volkan ise fark etti ki… bu kadını görmekten mutlu olmuştu. Bir şeyler değişmişti onda. Belki de kendisinde de…
Akşam yemeğinde odasına çekildi—maç başlamıştı. Sesini kısmıştı ki rahatsız etmesin. Birden arkadan bir ses: “Volkan, sesi aç! Ben de futbol severim! Basketbol da!”
Döndü. Ayşe Hanım samimi bir merakla bakıyordOnlar artık sadece kayınvalide ve damat değil, aynı zamanda iyi bir takımdı.




