Bizi İçten İçten Yok Ediyor: Kocamın Amcasının Ailemizi Mahvedeceğinden Korkuyorum

Kocamın amcası — Mehmet Dayı — her zaman onun sözünü dinlerdi. Saygı duyar, örnek alır, her konuda güvenirdi. Ben ise ilk günden beri bu adamı neden değerli bulduğunu anlamıyordum. Sert, huysuz, sürekli kavga halinde — komşular, iş arkadaşları ya da akrabalar fark etmezdi. Eski işinde bile sadece kıdeminden dolayı katlanılıyordu, oysa orada da ekibin yarısıyla arası bozulmuştu.

Ancak her şey Mehmet Dayı, kocam Emre’yi ekibine alınca değişti. Ondan önce kimse orada uzun süre kalamamıştı — en fazla altı ay dayanabiliyorlardı. Her şeye laf yetiştirir, baskı yapar, suçu başkalarına atardı. Ama Emre uysal, kavgadan kaçan bir adamdı. Sabretti, sessizce düzeltir, dayının öfkesini yatıştırırdı. Bazen tabii patlardı, ama sonra barışırlardı. İşini seviyordu, ancak kâr paylaşımındaki adaletsizlik — yarısı dayıya, yarısı ona — beni hep rahatsız ederdi.

Evlendikten sonra anladım: Emre içki içmemeliydi. Tamamen başka birine dönüşüyordu — agresif, öngörülemez. Mehmet Dayı’nın ona yol göstereceğini ummuştum, çünkü Emre ona saygı duyuyordu. Ama her şey tersine döndü. Yardım etmek yerine yangına körükle gitti. Birlikte bara gitmeye, içmeye başladılar. O gecelerin ardından Emre rezil bir halde eve gelirdi. Bir şey söylemeye çalışsam, “ailede erkek söz sahibidir, kadın itaat etmeli” diye diretirdi. Bu sözleri ona dayısının aşıladığından emindim.

Sonra, bir kavga esnasında Emre, dayısından duyduğu saçma şeyleri tekrarlamaya başladı. Annemi dedikoduculukla suçluyor, herkesi ona karşı kışkırtıyormuş gibi anlatıyordu. Oysa sadece birkaç kez görüşmüşlerdi, üstelik her seferinde kibar ve saygılıydı. O an anladım: Dayı sadece etkilemiyor, kocamı aileme karşı açıkça kışkırtıyordu. Bana karşı.

Emre’yle her şeyi birlikte çözerdik. Şimdi ise uzaklaşıyor. Öğütlerimi dinlemiyor, en ufak eleştiriyi kabul etmiyor. Sanki ben, eşi değil, dayısına bir tehditmişim gibi. Kocamın değişimini izliyordum ve tüm bu sorunların kaynağının onun dayısı olduğunu biliyordum. Ama kocanın otorite olarak gördüğü bir insanla nasıl mücadele edebilirsin ki?

Sonra beklenmedik bir şey oldu: Mehmet Dayı işten atıldı. Bir başka kavga, patronların sabrı taşmıştı. Emre ise terfi etti, onun yerine geçti. Bu, Mehmet’in gururunu zedeledi. Şehirden ayrıldı, “geçici” diyordu ama aslında statü olarak altında kalmaya dayanamamıştı.

Geçenlerde kocam dayısının geri döneceğini söyledi. Ona yardımcı olarak işe alınmıştı — Emre’nin emri altında. Dehşete düştüm. Patronlarla konuşmasını, başka birini bulmasını rica ettim. Dinlemedi bile. Yardımcısız işi yürütemeyeceğini, dayıyla eskiden iyi çalıştıklarını söyledi.

Ama ben biliyordum ki bu iş iyi bitmeyecekti. Mehmet Dayı ast konumuna razı olmazdı. Açık verecek bir yer bulur, tuzağa düşürürdü. Yavaşça kemirirdi. Yıkardı. Çünkü bu işlerde tecrübeliydi. Kıskançlıkla doluydu. Eşit şartlarda çalışmayı bilmezdi. Hep kendi çıkarını düşünürdü.

Artık kocamı tanıyamıyorum. Dayısının elinde bir kuklaya dönüşmüş. Böyle devam ederse, dayanabileceğimizi sanmıyorum. Ya işini kaybedecek ya ben ailemi… Belki de her şey. Bu endişeli bekleyişle nasıl yaşanır bilemiyorum. Geriye kalanları nasıl koruyacağımı…

*Bazen en büyük düşman, ailenin içindeki zehirdir. Onu görmek istemeyen gözler, yüreğin sesini duyamaz.*

Rate article
Lifequest
Bizi İçten İçten Yok Ediyor: Kocamın Amcasının Ailemizi Mahvedeceğinden Korkuyorum