Büyükannemin Müdahalesi: Ailemi Sarsan Gerçekler

“O benim damadım değil ve asla olmayacak!” — Dedesi Ailemi Nasıl Mahvediyor

İlk görüşte sevmedi onu. Adını bile ağzına almıyor — hep “şu” ya da “senin o” diye hitap ediyor. Onlarca kez rica ettim ilişimize karışmaması için, ama dedemin her konuda kendine göre fikirleri var. “Adam gibi adam olsa, çoktan evlenirdi. Çocuk var, nikah yok!” diye tutturmaktan vazgeçmiyor. Ona karşı hiç saygısı yok, diye yakınıyor 26 yaşındaki İpek, İzmir’den.

Erkan’la iki yıldan fazla bir süredir birlikteler. Önce arkadaş gibi çıkıyorlardı, ta ki İpek hamile kalana kadar. Sonra birlikte yaşamaya başladılar. Erkan kaçmadı, korkmadı, tam tersine evlenme teklif etti. Ama talihsizlikler peşlerini bırakmadı: önce İpek’in sağlık sorunları çıktı, sonra Erkan’ın işinde sıkıntılar başladı. Düğün hayal bile edilemez oldu.

İpek’in dedesinin Bornova’daki üç odalı apartman dairesinde yaşıyorlardı. Ev dedenin malıydı, ama İpek ve annesi çocukluğundan beri orada kayıtlıydı. Son zamanlarda Erkan da kaydolmuştu. Kızları doğunca yer iyice daraldı, ama aşkı onları bir arada tutuyordu.

Nikah masasına oturamadılar bir türlü. Önce sağlık sorunları, sonra gündelik telaşlar engel oldu. Ama Erkan hep şunu söylüyordu: “Senin için güzel bir düğün istiyorum. Yüzüğün, gelinliğin, hayal ettiğin gibi bir tören olsun.” Biriktirip tam anlamıyla bir nikah yapmak istiyordu, sadece imza atmak değil.

İşte o zaman dede — Neriman Hanım — iyice sertleşti. Ona göre, nikah yoksa koca da yoktu. Erkan ne İpek’i ne de çocuğunu asla reddetmemişti, ama dede onu “sözde adam” olarak görüyordu. “İstese çoktan yapardı,” diyordu. Ona göre resmiyet her şeydi.

Erkan işsiz kalınca, dede rahat bırakmadı onu. Bazen “tembel,” bazen “asalak,” bazen de “karaktersiz çocuk” diye çıkışıyordu. Evde durmak imkansızlaşınca, Erkan ne iş bulduysa kabul etti — sırf uzaklaşmak için. Zor bir işti, üç kuruş para veriyorlardı, ama daha iyisini arıyordu.

İpek’in annesi sakin bir kadındı, gençlerin işine karışmazdı, ama o bile Neriman Hanım’ın abarttığını düşünüyordu. Müdahale ediyor, emirler yağdırıyor, eleştiriyordu. Gençlerin zaten yeterince derdi vardı.

İpek’in arkadaşı taşınmalarını öneriyordu hatta kendi evinde kalabileceklerini bile söylemişti. Ama Erkan’ın maaşı düzensizdi, kira ise gelirinin yarısını alıp götürecekti. Faturaları belki öderlerdi ama geriye ne kalırdı?

“Dayanıyoruz,” diyor sessizce İpek. “Her şey düzelecek diye umut ettik. Sonra olanlar oldu. Bir akşam arkadaşlarıyla çıktı. ‘On birde döneceğim’ dedi. Saat on iki oldu, gelmedi. Bir oldu, yok. Aramaya başladım, endişelendim. Dede de görüyordu her şeyi. Sabaha karşı geldi, sarhoştu. Özür diledi, bahaneler uydurdu. Ama dede… Kendini tutamadı. Üstüne yürüdü, bağırdı, kovdu. ‘Ev benim, hakkım var! Bir daha görürsem polisi ararım!’ dedi.”

O günden beri Erkan bir arkadaşının evinde kalıyor. Her gün İpek’i arıyor, kızını özlüyor. Bir çare bulacağını söylüyor. Onları alıp götürecek bir ev bulacağına söz veriyor. Ama şimdilik hepsi lafta. Ne para var ne de imkan.

İpek iki ateş arasında kalmış durumda: bir yanda sevdiği adam, diğer yanda barınabileceği bir ev. Dede ise geri adım atmıyor. Onun evi, onun kuralları — tartışılmaz.

Peki bir insan, sırf her şey kendi istediği gibi olmuyor diye bir aileyi dağıtma hakkına sahip mi? Nikah, sevginin ve sorumluluğun tek ölçütü mü? Resmiyet uğruna bir çocuğu babasından, bir kadını dayanağından mahrum etmeye değer mi?

İpek, ne yapacağını bilmiyor. Seçeneği yok. Parası yok. Tek umudu kocası. Ama onun da elinde sadece vaatler var.

Şimdi geceleri, bir zamanlar onun çantasının durduğu boş odaya bakıyor ve kendine soruyor: “Belki de gerçekten benim insanım değil? Belki de dedem haklı?”

Ya da belki de, birileri sadece haklı çıkmayı o kadar çok istedi ki, sevgiyle kurulmuş bir şeyi yerle bir etti…

Rate article
Lifequest
Büyükannemin Müdahalesi: Ailemi Sarsan Gerçekler