«Kayınvalide Gelinini Gözyaşlarına Boğdu: ‘Sürekli Yük Olmaya mı Karar Verdin?’»

Bazen başkalarının gerçek dediği şey, tam da huzura bir adım daha yaklaştığınız anda sırtınıza saplanan bir bıçak gibi olur. Bu, benim arkadaşım Ayşe’nin başına geldi. Nefret ettiği işinden ayrılıp biraz kendisi için yaşamayı ummuştu, ama eşinin ailesinden destek yerine yargılanma, suçlamalar ve tembel etiketiyle karşılaştı.

Ayşe, şehirdeki bir hastanede kayıt masasında çalışıyordu. Az maaş, sürekli bağıran hastalar, havasız ve güneşsiz bir ortam… Eve her geldiğinde ezilmiş gibi hissediyordu. Eşi Emre, uzun zamandır onun bu halini görmek istemediğini söylüyordu. Kendisi İstanbul’da bir lojistik şirketinde iyi bir pozisyondaydı, evin ve kredilerin yükünü çekiyordu.

Ayşe işten ayrılmaya karar verdiğinde, Emre ona sarılıp “Bana canlı ve mutlu bir eş lazım, sürekli bitkin halde biri değil,” dedi. Birlikte karar verdiler: Ayşe dinlenecek, hayatta ne istediğini düşünecek, belki daha sonra seveceği bir iş bulacaktı. Kimse yıllarca pijamalarıyla televizyon karşısında oturacak değildi. Sadece biraz nefes almak istiyordu.

Ama bu huzur, bir anda kaynanasının müdahalesiyle bozuldu. Gülsüm Hanım, yüksek sesli ve her şeyi kendi doğrularına göre yargılayan biriydi. Gelini “evde oturuyor” diye duyar duymaz, kapıdan girer girmez tartışma başlattı.

“Ne, ömür boyu kocanın sırtından mı geçineceksin?” diye alaycı bir tavırla çıkıştı. “Oğlum seni besliyor, giydiriyor, her şeyi yapıyor, sen ise bir anaokulunda bile çalışamaz mısın? Ya da markette kasiyer? Hayat boyu başkasının sırtına yük mü olacaksın?”

O gece Ayşe kendini tutamadı, hıçkıra hıçkıra ağladı. Emre onu teselli etmeye çalıştı, saçlarını okşadı, her şeyin iyi olacağını söyledi. Ama… annesine karşı bir şey demedi. Eşinin yanında durmadı. Oysa Ayşe bunu bekliyordu. Bu suskunluk, en acı sözlerden daha fazla canını yakmıştı.

Gülsüm Hanım pes etmedi. Birkaç gün sonra, tanıdığı bir markete gizlice Ayşe’yi kasiyer olarak yerleştirmeye çalıştı. Hatta mülakat tarihini ve adresini gönderdi. Ayşe buna şaşırınca, “Yeter artık oturup tembellik yapmak. Ev işi, iş değildir,” diye cevap verdi.

Ayşe, boş durmadığını, evle ilgilendiğini, iş aradığını ama kendini öldüren bir rutine geri dönmek istemediğini anlatmaya çalıştı. Ama kaynanası duymuyordu. Ona göre, maaşı olmayan kadın sadece bir yüktü.

Pek çok kişi buna katılır. “Haksız mı, kaynana haklı,” derler. Sonuçta Ayşe başka bir işi olmadan istifa etmişti. Emre tek başına geçindiriyordu. Ayşe’nin birikimi yoktu. Bir şey olsa, eli boş kalacaktı.

Ama şu soru akla geliyor: Başka bir kadın—eşinin annesi bile olsa—niye kimsenin ondan bir şey istemediği bir ailenin içine bu kadar burnunu sokar? Kocası mutlu, çocuklar huzurlu, karar birlikte verilmişken?

Emre niye susuyor? Niye açıkça “Anne, yeter. Bu bizim evimiz ve böyle mutluyuz,” demiyor?

Ayşe artık düşünüyor: Belki de gerçekten işten ayrılmakta hata mı etti? Belki bu sözleri duymamak için sabretmeliydi? Yoksa kaynanası için kolay bir hedef mi oldu, çünkü kimse ona dur demiyor?

Ama gerçek şu ki, bir kadın kendi değerini ne yüzüğüyle ne de maaşıyla kanıtlamak zorunda değildir. Önemli olan, sevdiklerinin onun seçimine saygı duymasıdır. Ve en önemlisi, sevdiği erkeğin onu sadece sessizce teselli etmekle kalmayı, gerektiğinde onun için konuşabilmesidir.

Çünkü bazen suskunluk, en acı sözlerden bile daha yaralayıcı olur.

Bugün bunu yaşadım ve anladım ki, bir kadının en büyük savaşı, kendine saygı duyulmayan bir ortamda varlığını savunmaktır. Eğer sevdiğiniz insan sizin için ayağa kalkmıyorsa, kendiniz kalkmalısınız. Çünkü sessiz kalmak, zulme ortak olmaktır.

Rate article
Lifequest
«Kayınvalide Gelinini Gözyaşlarına Boğdu: ‘Sürekli Yük Olmaya mı Karar Verdin?’»