Kocamın Kardeşi Bizde Kalıyor, Ama Onu Gönderemiyorum!

“Bu otel değil!” — kocamın kardeşi bizim eve yerleşti ve onu kovamıyorum

İki yıl önce nihayet kocamla birlikte kendi dairemize taşındık. Küçük ama bizim. Tabii, aslında onun ailesine aitti ve bizden önce yıllarca abisi — Mehmet — burada yaşamıştı. Bu duruma sevindiğimi söylersem yalan olur. Ama aile önemlidir, saygı göstermek lazım, diye düşünüyordum. Kendimi buna alıştırmaya çalıştım.

Mehmet’in bir sorunu vardı — en başından beri sinirimi bozuyordu. Otuz beş yaşında ama hayatında düzgün bir gün çalışmamış, annesinin sırtından geçinip, herkesin ona bir şey borçlu olduğunu sanan biriydi. Bilgiçlik taslar, öğütler verir, kendini filozof sanırdı. Ama tembelliği dillere destandı.

Taşındığımızda Mehmet evde yoktu — İzmir’e gitmişti, orada “okuyordu” ve orada yaşamak istiyordu. Kayınvalidem bize daireyi istediğimiz gibi düzenleyebileceğimizi söyledi: tadilat, eşya — her şey bize kalmıştı. “Mehmet bir daha geri dönmez,” diyordu. Dürüst olmak gerekirse, orada yaşanacak gibi değildi. Ev değil, adeta pis, sigara kokulu, toz içinde bir in gibiydi.

Kirli kahverengi duvar kağıtları, lekeli tavan, yayları dışarı fırlamış bir kanepe. Sanki insanlar değil de… ne bileyim, başka bir şey yaşamış gibiydi. Her köşe çöp doluydu, kokusu eski bir sigara odasını andırıyordu. Kocamla bütün gün çöp poşetleri taşıdık, ardından haftalarca yerde yatıp karton kutuların üzerinde yemek yedik. Ama sonunda yeni eşyalar, aydınlık duvarlar, huzur ve sıcak bir yuva oldu.

İki yıl boyunca huzurlu yaşadık. Fazla misafir olmadan, gürültülü kavgalar etmeden. Mehmet’i neredeyse unutmuştum. Bir gün kayınvalidem aradı — titrek bir sesle, neredeyse fısıldayarak: “Mehmet geri dönüyor. Orada işler yolunda gitmemiş.”

Kocam sakin kaldı. “Abim şanssızlık yaşamış, olur böyle şeyler,” dedi. Ama birkaç gün sonra tekrar aradı: “Bana gelmeyecek, size gelecek. Ben köydeyim, ama o şehirde kalmak istiyormuş.” Sesinde bir yorgunluk vardı. Durumun rahatsız edici olduğunu biliyordu, ama başka çaresi yoktu.

Mehmet geldi. Çantası, sigaraları ve alışkanlıklarıyla. Çocuğumuz yok, ev küçük, mutfağı ona ayırdık. Birkaç hafta kalır, diye düşündüm. Yanılmışım. Uzun süreli yerleşti.

Ve başladı. Bulaşıklar lavaboda birikiyor. Ayak izleri her yerde, hatta yatağımın önündeki halıda bile. Mutfakta kül tablası dolup taşıyor. Camları açsan bile hava sigara kokuyor, adeta bodrum katındaymışız gibi. En kötüsü de o tavrı: “Bu kadar et niye alıyorsun? Tutumlu olmak lazım.” “Rafları öyle silinmez.” “Çamaşır deterjanı çok pahalı, buna gerek yok.”

Hayatında çalışmamış biri şimdi bana nasıl yaşayacağımı öğretiyor. Ben de sabrediyorum. Kocamı üç aylığına iş gezisine çağırdılar. Ben ise bu… “misafirle” baş başa kaldım.

Kocama anlatmaya çalıştım. “Zorlanıyorum, yabancı bir erkekle aynı çatı altında yaşamak istemiyorum, yemeğe bile teşekkür etmiyor,” dedim. Ama o iç çekip, “O benim abim. Zor durumda. Sabret,” diyor.

Artık dayanamıyorum. Burası benim evim. Benim nefes aldığım yer, benim alanım. Ben temizliyorum, yemek yapıyorum, düzeni sağlıyorum. O ise yaşıyor — sanki böyle olması gerekiyormuş gibi. Kocamın gözünde huysuz biri gibi görünmek istemiyorum. Ama ben hizmetçi değilim, pansiyon işletmiyorum. Burası bir apartman dairesi, ortak yaşam alanı değil.

Ne yapmalıyım? Pisliği, sigarayı, öğütleri sessizce sineye mi çekeyim? Yoksa kendi hakkımı savunup aile huzurunu mu bozayım? Korkuyorum, evde huzuru korumaya çalışırken kendimi kaybedeceğim…

Rate article
Lifequest
Kocamın Kardeşi Bizde Kalıyor, Ama Onu Gönderemiyorum!