Eve Dönüş

Eski bir köy evinde, Bursa’nın dağları arasında gizlenmiş olan Gülpınar’ın kenarında, toz ve umut kokusu vardı. Ayşe, yamalı yolda sarsılarak giden minibüste midesinin bulanmasını hissediyordu. Toz ciğerlerine doluyor, kalbi hüzünle sıkışıyordu. Neden buna karar vermişti ki? Köydeki bu evde, hem de bu halde tek başına yaşamak tam bir çılgınlıktı. Ama karar verilmişti, geri dönüş yoktu.

Ayşe üç yıldır hastaydı. Son doktor ziyareti, zayıf bir umut getirmişti: Tedavi işe yarıyordu, ama ne kadar süreceği belli değildi. “Teşhisiniz öngörülemez,” diye kuru bir şekilde söylemişti doktor. Ayşe itiraz etmemişti. Hayat çoktan tadını kaybetmişti. Kocası Mehmet’le aynı çatı altında yaşıyorlar ama yabancı gibiydiler. Hastalık iyice sarınca, Mehmet iyice uzaklaşmış, sanki tek kalmamak için yerini dolduracak birini arıyormuş gibiydi. Aşk çoktan ölmüştü, Ayşe de kabullenmişti.

Ama dün, her şeyi alt üst eden bir şey olmuştu. Hastaneden bitkin bir şekilde döndüğünde, daracık evlerinde bir içki alemine denk gelmişti. Mehmet, izninin başlangıcını kutluyor, tüm iş arkadaşlarını eve doldurmuştu. Ağır sigara dumanı, küfürler, alkol kokusu evin her köşesine sinmişti. Ayşe parka kaçmış, saatlerce dolaşmış, ama geri döndüğünde karşısında sadece çöp, boş şişeler ve horlayan Mehmet’i bulmuştu. Akşam ayılınca, yine rakıya uzanmıştı. Ayşe konuşmaya çalıştı, ama karşılık sertti:

“Ev benim, anladın mı? Fabrika bana verdi. İster içerim, ister eğlenirim. Sen burada hiçbir şeysin!”

“Ben burada kimim?” diye düşündü Ayşe, gözyaşlarını yutarak. Düşük ücretli, basit işi, bu hayata tutunmaya değmezdi. “Yarın işi bırakıp gidiyorum,” diye karar verdi. “Köye, baba evime. Hiç olmazsa sessizlikte, sarhoş çığlıkları olmadan son günlerimi yaşarım.”

Ev ona eski ağaç ve kurutulmuş ot kokusuyla karşılık verdi. Kalbi anılarla burkuldu. Annesinin ölümünden sonra sadece bir kez, cenazede gelmişti buraya. Ama ev bakımlı duruyordu, komşular göz kulak olmuştu belli ki. Anahtar, tıpkı çocukluğunda olduğu gibi, sundurmanın altındaydı. Kilit gıcırdadı ama açıldı. Ayşe içeri adım attı, tozlu havayı ciğerlerine çekti ve fısıldadı:

“Merhaba, evim.”

Tahta döşemeler gıcırdadı, sanki ev sahibini selamlıyordu. Panjurları açıp güneşin içeri dolmasını sağladı, üstünü değiştirdi ve kuyudan su almaya gitti. Orada komşusu Fatma Hanım onu karşıladı.

“Ayşe, sen misin?” diye ellerini çırptı kadın. “Döndün! Hüseyin’im eve baktı, boşuna değilmiş demek ki. Aferin, geldiğin iyi oldu. Akşama bize gel, yemek yeriz!”

Ayşe camları sildi, tozları alıp yerleri parlatana kadar ovaladı. Ev canlandı, sıcaklıkla doldu. Yorgunluk ağır bir yük gibi çöktü üzerine, hastalık kendini hatırlatıyordu. Ama sobayı yakıp nemi kovmaya karar verdi. Akşam, komşuların yanında, basit bir sofra etrafında derdini anlatırken, Fatma Hanım dinledi ve başını salladı:

“Geldiysen iyi etmişsin. Burası senin köyün, Gülpınar senin yerin. Öleceğim diye düşünme! Postanede işe girersin, bize postacı lazım. Köy küçük, rahatça dolaşırsın. Bir de Nine Emine’ye uğra, sana otlar verir. Bütün dertler sinirden, bilirsin zaten. Burası huzur dolu bir yer.”

Ayşe, komşularının iyiliğini düşünerek gülümseyerek uyudu. Sabah, yıllardır hissetmediği bir enerjiyle uyandı – yaşama, bir şeyler yapma arzusuyla. Kahvaltısını yapıp postaneye gitti. Para lazımdı, boş durmak da istemiyordu. Köy sokaklarında yürürken, herkes ona gülümsüyor, sağlık diliyordu.

“Merhaba!” diye karşılık veriyordu Ayşe, içi sıcaklıkla doluydu.

Yaz sonbahara döndü. Postacılık işi bir sevinç kaynağı oldu: Köyü ağır ağır dolaşmak, her kapıyı çalmak, iki laf etmek. Temiz, serin hava ciğerlerine doluyordu. Ayşe, şehirde hiç tanımadığı bir huzur hissediyordu. Yanakları pembeleşmiş, yüzü taze bir elma gibi canlanmıştı. Nine Emine’nin otları işe yaramıştı: Ayşe derin uyuyor, iştahla yemek yiyor, halsizlik geri çekilmişti.

Hastalık gitmişti. Ayşe, Gülpınar’da daha nice yıllar geçirdi, eski evin sıcaklığı ve iyi insanların arasında. Mutluluk, anladı ki, çok şey istemiyormuş – sadece iç huzuru, eski duvarların sıcaklığı ve birilerine gerekli olduğunu bilmek. Hastalığa gelince… Gerçekten de sinirdenmiş, tüm dertler gibi.

Rate article
Lifequest
Eve Dönüş