Oğlum Hayatında Artık Bana Yer Olmadığını Söyledi. Bu Noktaya Nasıl Geldik?

Oğlum dedi ki artık onun hayatında bana yer yok. Nasıl olup da bu hale geldik?

Her zamanki gibi bir Cumartesiydi. Sessiz bir sabah, ocakta çaydanlık, güneş perdelerin arasından süzülüyordu. Mutfak masasında, her zamanki gibi demli bir çayla otururken telefonum çaldı. Ekranda oğlum, Emre’yi gördüm. Tek evladım. Işığım, gururum, canımın içi. Hayatım hep onun etrafında döndü. Ona her şeyimi verdim: sevgimi, emeğimi, uykusuz gecelerimi, cüzdanımdaki son kuruşumu. Onun evlenmesinden sonra aramalar azalmıştı ama her görüşme bir nefes gibiydi.

“Anne, konuşmamız gereken bir şey var,” dedi. Sesi soğuk ve mesafeliydi. Alışık olmadığım bir tondaydı.

İçimde bir şeyler sıkıştı.

“Tabii oğlum, ne oldu?” diye sordum, kalbimin hızlandığını hissederken.

Birkaç saniye sustu, sonra toparlanmış gibi devam etti:

“Anne, biz Elif’le… Artık bu kadar sık görüşmememiz gerektiğini anlamanı istedik.”

Anlamamıştım. Ya da anlamak istememiştim. O konuşmaya devam etti:

“Bizim kendi hayatımız, planlarımız, işlerimiz var. Sen ise… Çok fazla karışıyorsun. Elif diyor ki çok sık arıyormuşsun. Habersiz geliyormuşsun. Yorulduk. Mesafeye ihtiyacımız var. Rahat bir nefes almak istiyoruz.”

Sessizce oturdum, tek kelime edemedim. Kafamda yalnızca bir soru vardı: Nerede yanlış yaptım?

“Emre…” diye fısıldadım. “Sadece yakın olmak istedim. Kötü niyetle değil ki… Özledim seni.”

“Biliyorum anne,” diye kesti sözümü. “Ama artık her şey değişti. Kendi hayatımızı yaşamak istiyoruz. Ayrı bir düzen kurmalıyız. Anlıyor musun?”

Başımı salladım, görmese bile. Gözlerim dolmuştu. Ellerim titriyordu. Zorla cevap verdim:

“Tamam. Anladım.”

Konuşma çabuk bitti. Sakince, belki de rahatlamış bir şekilde veda etti. Ben ise aynı yerde, aynı mutfakta, içindeki çayın çoktan soğuduğu fincanla öylece kaldım.

Duvara döndüm, eski fotoğraflara baktım. İşte Emre, daha küçücük, ilkokul kıyafetiyle. İşte mezuniyetinde. Bir diğerinde, Elif’in yanında nikâh kıyılırken elinde çiçeklerle duruyor. Tüm bu fotoğraflarda ben de yanındayım. Hep oradaydım. Her zaman.

Hastalığında onu kucağımda nasıl taşıdığımı, geceleri ona kitap okuduğumu, okuluna nasıl koşturduğumu, ilk aşk acısını nasıl onunla beraber atlattığımı hatırladım. Şimdi ise hayatımda yalnızca o varken, o bana “Artık yerin yok” diyor.

Yaşlılık, bir yaş meselesi değilmiş. İşe yaramamakla, gereksiz hissetmekle ilgiliymiş. Bir zamanlar dizlerinin üstünden kaldırdığın insanların şimdi sana bir engelmiş gibi, mutlu hayatlarının dışında kalmış bir gölgeymişsin gibi bakmasıymış.

Arkadaşlarım torunlarına bakıyor, çocukları onları akşam yemeğine çağırıyor, fikirlerini soruyor, paylaşıyorlar. Ya ben? Ben aramaya bile korkuyorum. Sesindeki rahatsızlığı duymaktan, yine “çok fazla” olduğumu söyleyeceklerinden korkuyorum.

Ama en acısı şu ki, ben çok şey istemiyordum. Paradan, yardımdan bahsetmiyorum. Sadece ara sıra yanlarında olabilmek, oğlumun nasıl yaşadığını görebilmek, ona bir kek yapıp “Nasılsın?” diye sorabilmek… Bu kadar mı fazlaydı?

Ben kusursuz değilim. Belki çok sık aradım. Belki gerçekten fazla duygusal davrandım. Ama sadece özlüyordum. Bu boş ev, mutfakta açık televizyon ve birkaç eski fotoğraf… İşte şimdiki hayatım bundan ibaret.

O günden beri haftalar geçti. Ne Emre aradı, ne Elif. Söz verdiğim gibi ben de rahatsız etmiyorum. Sessizliğimin içinde yaşıyorum. Pencereye bakıp düşünüyorum: Acaba ona verdiğim sevginin sonu bu muymuş? Bu kadar ani ve soğuk bir son?

Acıyorum. Ama kızmıyorum. Kötülük de dilemiyorum. Sadece anlamıyorum: Tüm hayatımı adadığım tek insan, nasıl oldu da şimdi hayatından çıkmamı istiyor?

Peki en korkuncu ne biliyor musun? Evin boşluğu değil, sessizliği değil. Birinin hayatında bir zamanlar her şeyken, şimdi hiçbir şey olmadığını anlamak.

Rate article
Lifequest
Oğlum Hayatında Artık Bana Yer Olmadığını Söyledi. Bu Noktaya Nasıl Geldik?