Çocuklarım Beni Unuttu: Ya Yardımcı Olurlar ya da Her Şeyi Satıp Huzurevine Yerleşirim

Çocuklarım beni hiç aramıyor. Uyardım onları: ya bana sahip çıkacaklar ya da her şeyi satıp huzurevine yerleşeceğim.

Yoruldum. Ellerim titreyene kadar, göğsüm sızlayana kadar, uykusuz geceler geçirene kadar yoruldum. Büyümüş çocuklarım sanki yokmuşum gibi davranıyor. Onlara her şeyimi verdim—ruhumu, gençliğimi, sağlığımı, sevgimi. Ama onlar bana “Nasılsın?” diye bile sormuyor. Net konuştum: ya siz annenizin sorumluluğunu alırsınız ya da tüm mallarımı satıp özel bir huzurevine taşınırım. Kendime bir oda, bakım, sessizlik—ve hiç hayal kırıklığı almayacağım bir hayat.

Kocamla tüm hayatımızı çocuklarımız için yaşadık. Oğlum ve kızım için her şeyi göze aldık. Kendimizden bile vazgeçtik, onlar rahat etsin diye. En iyi özel hocalar, prestijli üniversiteler, geziler, teknoloji—hepsi bizim emeğimizle alındı. Mükemmel bir aile olduğumuzu sanıyordum. Aşırı şımarttık belki de. Ama bir çocuğu canından çok seven biri farklı davranabilir miydi ki?

Elif evlenip hamile kalınca, kocam bir sabah uyanamadı. Onun gidişi hâlâ içimde duran bir yara. Ama dayandım—kızımın bebeği olacaktı, ona destek olmalıydım. Kendi ailemden kalan İstanbul’daki evimi ona verdim. Oğlum Alper evlenince de kayınvalidemin eski Ankara’daki dairesini ona bıraktım. Çatıları altında sığındılar, ama tapuları hemen devretmedim. Biraz beklemek, nasıl davranacaklarını görmek istedim.

74 yaşına kadar çalıştım—birçok gencin dayanamayacağı kadar. Çok daha erken emekli olabilirdim. Ama hep bir sebep vardı: önce torunlar, sonra çocukların masrafları, derken birinin ev tadilatı. Sonra bir gün çöktüm. Artık baş edemiyordum. Bacaklarım tutmuyor, ellerim titriyordu. Ve karşılık? Sıfır.

Kızımdan olan torunum okula başladı. Oğlumun yeni bir bebeği var. Büyük torununa neredeyse doğduğundan beri ben baktım. Ama küçüğü kucağıma bile almadım. Kimse sormadı, yardıma ihtiyacım var mı diye. Oysa vardı.

Bayramlarda görüşürdük sadece. Geri kalan zaman tek başınaydım. Ta ki bir gün mutfakta düşüp kalkamayana kadar. Soğuk zeminde, komşum gelene kadar öylece kaldım. Ambulansı o çağırdı. Hastanede beş gün yattım. Ne Alper ne Elif geldi. “İşimiz var” dediler. Eve döneceğim zaman kızım “Taksi çağır” dedi. Anladım: işte buymuş gerçek.

Taburcu olur olmaz sosyal hizmetlere başvurdum. İyi huzurevleri, fiyatları, sözleşme detaylarını sordum. Kimsenin beni beklemediği bir evde ömrümün kalanını geçirmeyecektim.

Çocuklar ziyarete geldiğinde şartımı koydum: yardımcı olmazsanız, evleri, yazlığı satıp gidiyorum. Parayla yıllarca rahat yaşarım—bakımlı, huzurlu. Onlarsa kendi başlarının çaresine bakmak zorunda.

“Bizi şantaj mı yapıyorsun?” diye bağırdı Elif. “Krediler, çocuklar, borçlar içindeyiz, sen sadece kendini düşünüyorsun!”

Evet, düşünüyorum. Çünkü kimse beni düşünmüyor. Çok istemedim ki. Sadece biraz şefkat. Size her şeyimi verdim. Şimdiyse bir tas çorba koyacak, yatağımı düzenleyecek biri bile yok. Meşguliyet masalını bırakın. Hepimiz meşguldük, ama ben sizler için zaman buldum.

Kızım küstü. Oğlum sessizce çekip gitti. Bir haftadır tek telefon bile yok. Ama biliyor musunuz? Pişman değilim. Çünkü bu sessizlik, her şeyi anlatıyor. Onların istediği ben değilim—mal varlığım. Yoksa ben bile değerli değilim.

Ne olacak bilmiyorum. Belki gerçekten giderim. Belki son yıllarımda adımı hatırlayan, bana “yük” demeyen bir yer bulurum. Şimdi anladım ki anne olmak, çocuklarının yanında olacağı anlamına gelmiyor. Özellikle de “zor” olduğun zamanlarda.

Rate article
Lifequest
Çocuklarım Beni Unuttu: Ya Yardımcı Olurlar ya da Her Şeyi Satıp Huzurevine Yerleşirim