Gelin Doğumhanede Rahatlıyor, Biz İse Torunlarla Yorgun Düşüyoruz. Bilerek Erken Hastaneye Yattığını Düşünüyorum

Şu an gelinim doğum hastanesinde dinleniyor, biz de eşimle torunlarla boğuşuyoruz. Galiba bilerek erken hastaneye yattı, diye düşünüyorum.

Oğlum, “Anne, durum ortada, sadece sen yardım edebilirsin!” diyor. Altmış yaşındaki Ayşe Hanım, İstanbul’dan anlatıyor. Ne yapayım? Elimden geleni yapıyorum ama gücüm kalmadı artık…

On gün önce, hamileliğin dokuzuncu ayında olan gelini, Elif, ateş, burun akıntısı ve boğaz ağrısından şikayet etti. Birkaç gün sonra da tat ve koku kaybı yaşadı. Ayşe Hanım’ın oğlu, Emre, inşaatta çalıştığı için çocuklara bakacak kimse yoktu. Elif de düşünmeden hastaneye yattı — “yatarak takip” için. İki küçük çocuğu, dört ve iki yaşlarındakileri, büyükanne ve büyükbabaya bıraktılar.

“Anlıyorum, sağlık meselesi, hamilelik, 41. hafta… Ama neden bu kadar uzun sürüyor? Geçen sefer birkaç saat içinde doğurdu, hastaneye zor yetiştik. Şimdiyse iki haftadır sanki tatilde gibi yatıyor. Dizi üstüne dizi izliyor, kocasını laptop getirmeye zorlamış, ‘sancıları bekliyorum’ diyor. Bizse torunlardan nereye kaçacağımızı şaşırdık…”

Ayşe Hanımın sesi kırgın. Şımarık biri değil ama yorgunluk ve adaletsizlik hissi gün geçtikçe birikiyor. Elif, daha önce hep çocuklarını kendi annesine bırakırdı. Şimdiyse babaannesi “tek umut” oldu.

“Biz Mehmet’le (kocası) genç değiliz. Sabah akşam işin içindeyim, çocuklar kontrol edilemez durumda — biri bezli, diğeri kaşık doğru değil diye ağlıyor. Yemek yedirmek savaş, yıkamak savaş, uyutmak ise tam bir sirke dönüşüyor. Annelerini unutmamışlar, sürekli ne zaman geleceğini soruyorlar. Ben de bilmiyorum artık…”

Ayşe, geçen sefer Elif’in yine “önceden” hastaneye yattığını hatırlıyor. O zaman tek çocukları vardı ve büyükanne yetişene kadar komşuya vermek zorunda kalmışlardı. Telefondan bir buçuk saat sonra Elif doğurmuştu bile. Her şey çok hızlı oldu. Ve şimdi — üçüncü hamilelik…

“Altı ay önce Emre, bir çocuk daha beklediklerini söyledi. Dedim ki: ‘Neyinize yetmiyor, rekor mu kıracaksınız?’ O da, ‘Anne, üzülme, her şey plana göre’ dedi. Tabii, her şey plana göre, işler yolunda giderken. Sorun çıkınca: ‘Anne, sadece sen!’ Peki ben ne yapayım?.. Hayır diyemem. Ama çok zorlanıyorum!”

Büyük toran daha önce anaokuluna gidiyordu ama Elif, “Doğumdan önce hasta olmasın” diye bıraktırmış. Ayşe Hanım onu şehrin diğer ucuna götürecek durumda değil — evde kaldılar. Evdeyse koşuşturma ve çığlıklar… Çocuklar sussalar bile, büyükanne kafasında onların seslerini duymaya devam ediyor.

“Küçük kaşık kullanmayı bilmiyor, her yer yemek içinde. Büyük sürekli sızlanıyor, kavga ediyorlar. Onlara bakıyorum da, Elif üçüncüyle nasıl başa çıkacak? Ben ikiyle bile zor dayanıyorum!”

Akşam Mehmet Bey işten dönünce çocukları o alıyor, Ayşe Hanım da ertesi günün yemeğini hazırlıyor. Yediriyor, yıkıyor, çamaşır, temizlik… Ancak akşam dokuz civarı oğlunu arayabiliyor.

“DiAkşam telefon açtığında yine “Doğurmadı daha, bekliyoruz” cevabını alınca, “Allah sabır versin artık bana!” diyerek telefonu kapattı.

Rate article
Lifequest
Gelin Doğumhanede Rahatlıyor, Biz İse Torunlarla Yorgun Düşüyoruz. Bilerek Erken Hastaneye Yattığını Düşünüyorum