Dün kayınvalidem bütün aileyi toplayıp miras paylaşımını açıkladı. Kocam adına yürekten üzüldüm. Kayınvalidem, Ayla Hanım, akşam yemeğinde herkesi çağırdı: çocuklar, torunlar, gelinler… Normal bir aile buluşması sanmıştık, ama öyle olmadı. Herkese ölümünden sonra neyin kime kalacağını söyleyecekti. Evet, yanlış duymadınız. “Sonra kavga çıkmasın” diye malını önceden bölüştürdü. Fakat bu konuşmadan sonra ailede barış kalır mı bilemiyorum.
Ayla Hanım, “Şehrin göbeğindeki daire küçük oğlum Emre’ye kalacak,” deyince kocam Mehmet’in elleri titredi. Sonra ekledi: “Büyük oğlum Mehmet’e köydeki yazlık evi bırakıyorum. Eşi Selma (yani ben) ise aile yadigârı takıları ve babaannemin çini tabaklarını alacak. Diğerlerine ise kimine hisse senetleri, kimine eski radyo, kimine dedenin kol saati…” Masada oturanlar şaşkınlıkla birbirine baktı. Hafif tabirle herkesin ağzı açık kaldı. Ben ise içimde bir öfke hissettim, adaletsizliğin ağırlığı çöktü üzerime.
Misafirler dağılırken Mehmet, annesinin yanına gidip sakin bir şekilde sordu:
“Anne, neden böyle paylaştırdın? Senin hakkın, tartışmıyorum. Ama daha farklı da olabilirdi. Sadece sebebini anlamak istiyorum.”
Verdiği cevap şaşırttı hepimizi. Meğer gençken bütün imkânlar Mehmet’e sunulmuş. Diplomat olup yurtdışında yaşasın diye umut bağlamışlar. Düğününü şaşaalı yapmışlar, torununa bakmışlar. Yani ona göre, büyük oğul zaten ilgiyi, sevgiyi ve desteği fazlasıyla almış.
Ama küçük oğul Emre hep gözden kaçmış. İşler, telaşlar, büyük kardeşin sorunları derken Emre kaybolmuş adeta. Okulu bıraktı, kariyer yapamadı, kendini kabul eden ilk kızla evlendi. Şimdi kayınvalidesinin evinde eşi ve çocuğuyla yaşıyor. Kendi evleri yok, kredi bile alamıyorlar. Ayla Hanım, “O güçsüz kaldı çünkü biz destek olmadık. Hiç olmazsa bir evi olsun,” dedi.
Ama işin aslı şu: Biz Mehmet’le kimseye yük olmadık. Emek verdik, kredi çekip ev aldık. Kendi ayaklarımızın üstünde durduk. Peki neden şimdi “hak ettiğini aldın” deniyor bize?
Böyle kararlar kişinin kendi hakkı, biliyorum. Ama yine de içim acıyor. Kendim için değil, Mehmet için. Konuşmuyor, şikâyet etmiyor, ama belli ki kalbi kırık. Ayla Hanım’la nasıl konuşacağımızı bilemiyorum. Bu “paylaşımdan” sonra ona karşı içim soğudu. Ne de olsa insanın geriye kalan tek mirası hatıralarıdır. Bazen tatlı, bazen acı…
Bugün şunu öğrendim: Adalet herkese aynı şekilde dağıtılmazsa, sevgi bile zehre dönüşebilir.




