Dün sabah erkenden annem aradı, sesinde endişeyle şöyle dedi:
“Kızım, lütfen komşumuz Ayşe Teyze’ye bir uğrar mısın? Çok üzgün görünüyordu, hukuki bir tavsiye istedi. Başka bir şey açıklamadı, sadece senin akıllı bir insan olduğunu söyledi, yardım edeceğini düşündü…”
Ayşe Hanım’ı çocukluğumdan beri tanıyordum. Yıllarca aynı apartmanda yaşadık, evlenip taşındıktan sonra bile annemi ziyaret ettiğimde onunla merdivende selamlaşırdık. Doksan yaşına gelmişti ama daha geçen yıla kadar bahçede dolaşır, anneme börekler getirir, komşularla sohbet ederdi. Son aylarda kalp sıkıntıları ve tansiyondan şikayet ediyordu. Küçük oğlu Mehmet, onunla yaşıyor ve her konuda yardım ediyordu. Büyük oğlu Murat ise şehrin diğer ucunda yaşıyordu ve onu giderek daha az ziyaret ediyordu.
Bir zamanlar Murat askeri okula gitmiş, sonra askerlik yapmış, evlenmiş, kendine ev, yazlık ve araba almıştı. Varlıklı ve bağımsızdı ama soğuktu. Annesiyle ilişkileri hep gergindi: ya susuyor, ya küskünlük ediyor, ya da emirler yağdırıyordu. Mehmet ise hep yanında kaldı. Yıllar geçtikçe, annesinin tek dayanağı oldu. İşte bu yüzden Ayşe Teyze, bu bahar evini Mehmet’e tapuyla devretmeye karar verdi.
Büyük oğlu bunu duyduğunda… itiraz etmedi.
“Bana gerek yok, her şeyim var. Mehmet’in de bir şeyi olsun,” dedi.
Her şey adil görünüyordu. Ama sessizlik uzun sürmedi.
Akşamüstü Ayşe Teyze’yi ziyaret ettiğimde, yüzünden yeni ağladığı belliydi. Oturdu, gözlerini sildi ve titreyen bir sesle sordu:
“Kızım… şu genetik testi nerede yaptırabilirim?”
Şaşırdım.
“Ayşe Teyze, size ne oldu?”
O zaman anlattı. Birkaç gün önce Murat kapıya dayanmış ve somurtarak:
“Senin kocanın oğlu değilim. Onunla kan gruplarımız uyuşmuyor. Her şey anlaşıldı. Evini Mehmet’e vermenin sebebi bu. Ben sana yabancıyım. O ise öz evladın,” demişti.
Sonra kapıyı çarpıp gitmişti. Hiçbir açıklama fırsatı vermemişti. Artık telefonlarına da cevap vermiyordu.
Ayşe Teyze fısıldadı:
“Kocamın kan grubu pozitifti, hatırlıyorum… Ama kendiminkini bilmiyorum. Eski nüfus cüzdanında yazardı, ama onu yeniledim. Murat’ın kan grubunu da hiç bilmem… Doğduğunda sormamıştım, kime soracaktım ki?”
Ona DNA testi yaptırmasını söylemişlerdi. Ama açıkladım ki bu o kadar kolay değildi: kocası yirmi yıldan fazla bir süre önce vefat etmişti. Test için ya canlı bir örnek (kan, saç, tükürük) gerekiyordu ya da mezardan çıkarma izni. Bu da ancak mahkeme kararıyla olabilirdi, ki onaylanacağının garantisi yoktu. Üstelik çok pahalıydı.
Ayşe Teyze ağladı:
“Yani oğluma, kocamın oğlu olduğunu ispat edemeyecek miyim?”
O anda dayanamadım. Sesim titredi, ben de ağlayacak gibi oldum:
“Ayşe Teyze! Hiç kimseye bir şey ispatlamak zorunda değilsiniz! O kendi kan grubunu bile söylemedi. Sadece küsmek istedi. Bir bahane uydurdu. Sizi cezalandırmak istedi. O yetişkin bir adam, ama davranışları küskün bir çocuğunki gibi. Siz adil davrandınız, yanınızda olana evinizi verdiniz. O ise sizi incitmek için en acımasız yolu seçti.”
Derin bir nefes aldım ve devam ettim:
“İsterseniz Mehmet’le birlikte hastaneye gidin, kan testi yaptırın. Belki doğum yaptığınız hastanede kayıtlar vardır. Kocanızın belgeleri de arşivlerde olabilir. Ama olmasa bile, Murat insan gibi gelip özür dilemeli. Sizi bıçaktan daha keskin suçlamalarla yaralamamalı.”
Başını salladı, biraz sakinleşti.
“Haklısın… Ama yine de telefonuma bakmıyor…”
Ondan Murat’ın numarasını aldım. Apartmandan uzaklaştıktan sonra aradım. Telefonu açtı.
“Merhaba,” dedim. “Annenizin komşusuyum.”
“Ne istiyorsunuz?”
“Ayşe Hanım hakkında konuşmak istedim…”
“Buyurun.”
“O çok üzülüyor…”
Tam o anda konuşmayı kırıp kapattı.
Telefona bakakaldım. İçimde bir tek şey çarpıyordu: Sevginin yerini nefret aldığında, en kutsal bağların nasıl da bir anda yıkılabileceği… Ve bir annenin hiç yapmadığı bir şeyle suçlanmasının ne kadar acı verici olduğu…
Ayşe Teyze ihanet etmedi. Sadece yanında kalan tek evladına evini verdi. Büyük oğlu ise kendi gitti. Şimdi ise sessizce, acımasızca intikam alıyor. Oysa onun için o hep bir evlattı. Öz oğlu. Biricikti… Dün akşama kadar.




