İstemedigim Seçim: Eşim ve Torunlarım Arasında

Hiç istemediğim bir seçim: kocam ve torunlarım arasında

Ben, Ayşe Hanım, kocamla kırk yıl yaşadım. Klasik bir aileydik: o, şehirde saygın bir iş adamıydı, inşaat şirketinde yöneticilik yapardı. Ben ise meslek lisesinde matematik öğretmeniydim, evi çekip çevirir, oğlumuzu büyütür, kocamın yanında hep dimdik dururdum. Zorluklar eksik olmadı ama hep üstesinden geldik. Hiçbir şeyin bizi yıkamayacağını sanıyorduk. Ama yıktı.

Oğlumuz Emre, babasının aynısıydı: dik başlı, gururlu, kararlı, güçlü bir karakter. İçkiye, aleme düşkün değildi, devlet üniversitesini bursla bitirdi, bir teknoloji şirketinde işe girdi. Biz onunla gurur duyuyorduk, kendimizi onda görüyorduk. Emre evlenmişti ama o evlilik bir yıl sonra bitti—eşi aldatmıştı. Kocam, Mehmet Bey, bunu kendisine ihanet gibi gördü.

Sonra Emre başka bir kadınla tanıştı. Önce sevindik ama sevincimiz kısa sürdü—o kadın evliydi. Elif. Güzel, akıllı, terbiyeli bir kadındı. Ama kocamın gözünde, ahlaksızın tekiydi. Onu kabul etmeyi reddetti.

“Emre, nasıl onunla olabilirsin?” diye sordu Mehmet bir akşam yemeğinde. “Kocasını senin için terk etti. Senden de aynısını yapmayacağından emin misin?”

“Baba, onu seviyorum. Bu benim seçimim.”

“O zaman babanın olmadığını bil.”

Bu sözler bir yargıydı. Emre o gece evden ayrıldı. Ertesi sabah Mehmet onun banka kartını bloke etti, yüksek lisans ücretini ödemeyi kesti, oğlunun iş yerini arayıp “ailevi sorunlar” bahanesiyle izin almasını engelledi.

Ben kocamla konuşmaya çalıştım, oğlumuzla bağını koparmaması için yalvardım. Ama o kararlıydı:

“Bir kez ihanet eden, yine eder. Onu da o… ahlaksızı da tanımak istemiyorum.”

Emre, İzmit’te küçük bir daire kiraladı, ev kredisini ödemek için ek işe başladı. Elif boşandı ve ona taşındı. Kısa süre sonra evlendiler ama bizim eve adım atmadılar. Beş yıl boyunca sesini bile duymadım, gülüşünü görmedim, nasıl yaşadığını bilmedim. Kalbim sızlıyordu. Özellikle de tesadüfen torunum olduğunu öğrendiğimde—bir kız çocuğu.

Kocama yalvarmaya başladım: “Mehmet, affet. O hâlâ bizim oğlumuz.” Ama Mehmet sadece dudaklarını sıktı ve soğuk bir şekilde:

“Onunla görüşmek istiyorsan, bu evi terk et. İhaneti aileme yakıştıramam.”

Zamanla yumuşayacağını düşündüm. Ama yumuşamadı. Sonunda kararımı verdim. Eczanedeki bir tanıdığım Emre’nin adresini verdi. Kızı için oyuncaklar, ev için yiyecekler aldım, börek yaptım ve yola koyuldum.

Emre kapıyı hemen açmadı. Uzun uzun baktı. Sonra sarıldı. Fazla lafa gerek yoktu. Elif mutfaktan çıktı, üstü başı una bulanmış, gülümsüyordu. Kin tutmuyordu. Ve kız… Mehmet’in gri gözlerinin aynısı olan kız, kollarıma atıldı.

Akşama kadar oturduk, çay içtik, anıları tazeledik. Ben sessiz kaldığım için özür diledim. Onlar affetti. Akşam eve döndüm.

Mutfak bomboştu. Yatak odası ıssız. Sadece masada, aynanın yanında düzgün bir yazıyla:

“Seni uyarmıştım. Mehmet.”

Hepsi bu kadar. Bavullarını almıştı. Telefonu kapalıydı. Mehmet gitmişti. Sonsuza kadar.

Bir oğlun ihanetini mi, yoksa kocanın gidişini mi daha çok yedim, bilmiyorum. Ben ne ihanet ettim ne yalan söyledim. Sadece torunlarımın yanına gittim. Kendi kanıma. Ama Mehmet için bu, her şeyi silip atmaya yetti.

Şimdi tek başımayım. Bazen Elif torunumla uğruyor, davet ediyor. Emre biraz yumuşadı, daha çok gülüyor. Onların her şeyi yolunda. Ben de mutluyum. Ama kalbim boş. Çünkü yine de Mehmet’i özlüyorum. Sesini, kararlılığını, varlığını. Kırk yıl birlikte yürüdük. Ve ayrıldık—gurur yüzünden.

Çocuklarımı seçtiğim için pişman değilim. Ama içimde bir acı var. Seçimimden şüphe ettiğim için değil. Çünkü anladım ki aşk, ihanete de ayrılığa da yenilebilir—ama inat ve kine asla.

Eğer biri bana tekrar sorsaydı, aynı adımı atar mıydım diye, cevabım şu olurdu:

“Evet. Çünkü gururla aile arasında bir seçim yapmak zorundaysam, ben ailemi seçerim. Yalnız kalsam bile…”

Rate article
Lifequest
İstemedigim Seçim: Eşim ve Torunlarım Arasında