Boşanma Olmayacak

Elli yaşına gelmiş olan Mehmet Bey’in saçlarında neredeyse hiç ak yoktu ama içindeki ateş hiç sönmemiş gibiydi. Bütün bunların sebebi ise Ayşe’ydi. Onu, üniversitede eski bir dostunun ders verdiği bölüme uğradığında tesadüfen görmüştü. O an önemsiz bir soru sormak için gittiği yer, hayatını değiştirecek bir karşılaşmaya dönüşmüştü.

Pencerenin önünde duruyordu, güneş ışığı sarı saçlarında dans ediyordu. Gözleri parlak yeşil, bedeni zarif ve hayat dolu… Gençliğinden çok uzakta olan Mehmet, o an kendini yeniden delikanlı gibi hissetti. Ayşe ona bir peri, bir deniz kızı gibi görünüyordu. Oysa ki o sadece genç bir üniversite öğrencisiydi, ama Mehmet bunu ancak çok sonra fark edecekti. O an büyülenmişti.

Eşi Fatma Hanım’a olan aşkı bile bu kadar yoğun değildi. Otuz yıllık evlilikleri, büyümüş iki çocukları, geçmişleri, evleri ve birbirlerine olan bağları vardı. Ama Ayşe’yi gördüğü anda her şey siliniverdi zihninden.

Ayşe ise bu olgun adamın ilgisine karşı koymadı. Aksine, onu cesaretlendirdi. Mütevazı bir ailede büyümüş, zorluklarla üniversiteye girmiş bir kız için Mehmet bir fırsattı. Büyük şehirde kalmanın kapısıydı.

“O yaşlı bir adam!” dedi oda arkadaşı Gizem şaşkınlıkla. “Aklını mı kaçırdın? Onunla yaşayabilecek misin?”

“Yaşlı falan değil,” diye karşı çıktı Ayşe. “Dinç, parası var, bana deli divane âşık. Bakarsın benimle evlenir.”

Mehmet gerçekten de ona aşık olmuştu. Şefkatli, cömert ve ilgiliydi. Ama ağzından tek bir kez bile “boşanacağım” kelimesi çıkmadı. Ayşe bekledi, umut etti. Planı basitti: Mehmet’in çocukları evden ayrılmıştı, eşi sağlıklıydı, huzurlu bir evlilikleri vardı. O ise varlıklıydı. Her şey evliliğe gidiyor gibiydi. Ama Mehmet bir süre sonra yorulmaya başladı. Genç bir sevgilinin temposuna ayak uydurmak, olgun bir adam için kolay değildi. Haftada bir, belki bir otelde buluşmak istiyordu, geri kalan zamanını evinde, sıcak bir çorba ve sevgili eşi Fatma’nın yanında geçirmek…

Ayşe baskı yapmaya başladı:

“Neden birlikte yaşamıyoruz? Boş olan dairen var ya!”

“Kiracılar var,” diye yalan söyledi. Aslında daire bomboştu, Fatma Hanım’la orayı yenilemeyi planlıyorlardı. Ama onu bir aşk yuvası yapmaya niyeti yoktu.

“O zaman yeni bir ev tut! Erkek adam mısın sen!”

Tartışmalar arttı. Sonra beklenmedik bir haber geldi:

“Hamileyim Canım,” dedi Ayşe (evet, ona böyle hitap ediyordu). “Mutlu musun?”

Mehmet donup kaldı. Tam ondan ayrılmayı düşünüyordu, hatta iş gezisinden erken dönmüştü. Şimdi ise bir çocuk…

“Ama sen tedbirli olduğunu söylemiştin…”

“Yüzde yüz değil ki! Mutlu olacağını sanmıştım…”

Mutlu olmadı, şaşkına döndü. Ama ayrılmadı. Çocuk doğdu, bir oğlan… Adını Deniz koydular. Mehmet destek oldu: para yardımı, ilgi, ziyaretler… Ama Ayşe daha fazlasını istiyordu.

“Gölgede kalmaktan bıktım! Ya eşine söylersin, ya ben söylerim!”

Karar vermeye fırsat bulamadan Ayşe işi kendi eline aldı. Birkaç gün sonra Fatma Hanım onu karşısına aldı:

“Meğer senin bir çocuğun varmış ve evlenecekmişsin, öyle mi? Bu doğru mu?”

“Fatmacığım, öyle değil… Anlatırım…”

“Sana şimdiden söyleyeyim: boşanma yok,” dedi sakince ama kararlılıkla. “Otuz yıl emek verdiğim ailemi, bir öğrenci kız yüzünden feda etmem.”

Mehmet rahatladı. Ayrılıktan kurtulduğu için değil, eşinin hâlâ ailelerini korumak istediğini duyduğu için…

“Seni seviyorum Fatma. Affet beni. Bir delilikti, ne olduğunu bile anlamadım…”

“Ama çocuk suçsuz,” diye ekledi Fatma. “Onu alacağız. O kızla da sonsuza kadar bağını keseceksin. O zaman seni gerçekten affederim.”

Mehmet kulaklarına inanamadı. Ama eşi, her zamanki gibi, her şeyi hesaplamıştı. Bebek yorgunluğu, yalnızlık ve desteksizlikten bunalan Ayşe, oğlunu vermekte hiç tereddüt etmedi.

“Deniz’i biz büyütmek istiyoruz. Sen de eğitimine, hayatına dönebilirsin,” dedi Mehmet.

“Tamam,” diye umursamazca cevap verdi Ayşe. “Yeter ki sonra bir şey istemeyin.”

Nafaka ve velayet işlemleri çabucak halledildi. Deniz, Fatma ve Mehmet’in yanına taşındı. Fatma ona baktı, mesafeli ama şefkatli. Mehmet umuyordu, zaman her şeyi düzeltecekti. Bir yıl geçti.

Sonra, gök gürültüsü gibi bir haber geldi:

“Boşanmak istiyorum,” dedi Fatma bir iş gezisinden döndüğünde. “Başka birini tanıdım. Onunla mutluyum.”

“Kim bu başkası?”

“Cem. Başka şehirde yaşıyor ama bana taşınacak. Sen evde kalabilirsin. Adil olsun.”

“Ama sen…”

“O zaman inanmıştım. Ama aşk emirle olmaz. Affet beni.”

Gitti. Geride Deniz’i ve geçmişi bırakarak. Mehmet, Ayşe’ye dönmeye çalıştı, ama o sadece güldü:

“Sen payını aldın Canım. Ben de özgürlüğümü. Şimdi ne yaparsan yap. Benim de düğünüm yakında.”

Yalnız kaldı. Sevdiği bir oğul, kaybettiği bir aile… Ama içinde derin bir his vardı: belki de her şey yerHayat bazen insana en büyük dersleri en acı şekilde öğretir, ama asıl önemli olan bu derslerle yeniden ayağa kalkmayı bilmektir.

Rate article
Lifequest
Boşanma Olmayacak