Sen Anne Değil, Felaketsin! — Kayınvalideyle Yaşanan Kavgalar Aşırıya Kaçtı

“Sen anne değil, bir felaketsin!” — kayınvalidenin kavgaları Ayşe’yi çıldırma noktasına getirmişti.

Ayşe mutfakta börek çeviriyordu ki eşi Hakan içeri girdi.

“Hakan, bugün annem aradı,” dedi. “Senin torununu görmesine izin vermediğini söylüyor.”

“Yine şikayet mi etti?” diye şaşırdı Ayşe.

“Evet. Diyor ki hep bahaneler üretiyorsun. Bir aydır Efe’yi göremediğini söyledi.”

Ayşe sinirli bir şekilde ellerini önlüğüne sildi.

“Hakan… Bunu söylemek zor ama…” duraksadı. “Annen… bana bir şey söyledi. Bunu bilmelisin.”

Her şeyi anlattı. Hakan’ın yüzü bembeyaz oldu, sandalyeye çöktü—böyle bir şey beklemiyordu.

Her şey bir ay önce başlamıştı. O gün, Meral Hanım, her zamanki gibi haber vermeden gelmişti.

“Yine dağınıklık!” diye söylenerek içeri girdi. “Oyuncaklar her yerde! Böyle bir pislikte çocuk mu yetiştirilir?”

Ayşe zoraki gülümsedi ama içi hızla sıkıştı. Efe daha yeni uyumuştu, oyuncaklar oynadığı yerde duruyordu. Ama kayınvalide için bu, öfkesini kusmak için bir bahane olmuştu.

“Hakan!” diye bağırdı Meral Hanım. “Sen erkek adamsın, değil mi? Karına evi nasıl idare edeceğini sen göstermelisin!”

“Anne, sakin ol,” diye mırıldandı Hakan, telefonundan başını kaldırmadan.

“Bu mu sakinlik? Ev fırtınadan çıkmış gibi, sen ise tatildeymişsin gibi rahatsın!”

“Efe hareketli bir çocuk,” diye sakin bir sesle ekledi Ayşe ama sesindeki gerginlik belliydi.

“Hareketli! Sen ona bakacak yerde, evin içinde oradan oraya koşturmasına izin mi veriyorsun?”

Ve yine konu Hakan’ın çocukluğuna geldi—nasıl titizlikle büyütüldüğüne, mükemmel bir evlat olduğuna… Ayşe sessizce dinliyordu ama her söz içinde bir isyanı büyütüyordu.

“Meral Hanım,” diye sonunda konuştu. “Ben oğlumu kendi prensiplerimle yetiştiriyorum. Henüz iki yaşında. Dünyayı keşfediyor.”

“Keşif mi? Yaralanıyor, düşüyor, sen ise ‘keşfetme’ deyip duruyorsun!”

“Çocuklar böyle öğrenir. Hareket ederek, hata yaparak, deneyerek.”

“Hayır! Bu senin ihmalkârlığın. Ya ciddi bir şey olursa?”

“Anne…” diye araya girdi Hakan ama kayınvalide daha da hiddetlendi.

“Eğer normal bir anne olmayı öğrenmezsen, nereye başvuracağımı düşüneceğim!”

Ertesi gün yine geldi—her zamanki gibi kapıyı sertçe çaldı.

“Niye bu kadar geç açtın? Evde olmadığını sandım!” diye tersledi.

“Meşguldüm,” diye sakince cevap verdi Ayşe.

“Yine oyuncaklar! Hiç temizlik yapmıyor musun?”

“Tabii ki yapıyorum. Ama Efe oynuyor. Bu normal.”

“Normal mi? Hakan küçükken…” diye başladı kayınvalide.

“Evet, biliyorum. O mükemmeldi. Toz tanesi bile yoktu üstünde. Ama hâlâ omlet bile yapamıyor!”

“Ne demek istiyorsun şimdi?”

“Şunu diyorum ki, tek başına yaşamayı bilmeyen bir adam yetiştirdiniz.”

“O çalışıyor, para kazanıyor! Sen ise evde oturuyorsun!”

“Ben çocukla ilgileniyorum. Ve oğlumun kendi ayakları üzerinde durmasını istiyorum. Babası gibi büyük ama çaresiz bir adam olmasın diye!”

Tam o sırada salondan cam kırılma sesi ve Efe’nin ağlaması duyuldu. Ayşe koşarak gitti—Efe’nin elinde kesik vardı.

“Aman Allah’ım…” diyerek onu kucağına aldı. “Sorun yok tatlım, geçecek!”

“Gördün mü!” diye hışımla bağırdı Meral Hanım. “Ben uyarmıştım! Sen anne değil, bir felaketsin! Sosyal hizmetlere başvuracağım!”

Ayşe dondu kaldı. Bu artık bir hakaret değil, bir tehditti.

“Peki. İncelemeye gelsinler. Ama şimdi”—alçak bir sesle ekledi—”gitmeniz gerekiyor.”

O günden sonra Ayşe değişti. Kapıyı kayınvalidenin yüzüne kapatmadı—sadece artık sebepsiz yere açmıyordu. Hep bir bahane buluyordu: karantina, doktor randevusu, tadilat, Efe hasta…

Bir gün Meral Hanım habersiz geldi. Ayşe kapı aralığından baktı.

“Mesajımı görmediniz mi? Kusura bakmayın! Efe’nin bağışıklığı zayıf, doktor kimseyi içeri almamamızı söyledi.”

“Ben yabancı değilim!”

“Tabii ki öyle de… anlarsınız işte, doktorun önerisi. Biraz bekleyelim, sonra görüşürüz!”

Kayınvalide öfkeyle döndü, bir şey demeden gitti.

Akşam Hakan eşinin yanına geldi.

“Annem diyor ki Efe’yi görmesine izin vermiyormuşsun. Neden?”

“Çünkü korkuyorum. Bana sosyal hizmetlerle tehdit etti.”

“Abartıyorsun.”

“Öfkelendiğinde şikayet etmeyeceğine emin misin?”

Hakan sustu. Ayşe elini tuttu.

“Bu bizim oğlumuz. Onun güvenliği her şeyden önemli.”

“Ona zarar verebileceğini mi düşünüyorsun?”

“Onun için sınır yok. ‘İlgisi’ tehlikeli hâle geliyor.”

“Tamam,” diye pes etti. “Israr etmeyeceğim.”

Ayşe rahatlamıştı. Kayınvalide çizgiyi kendisi geçmişti—artık oyunun kuralları değişmişti.

Rate article
Lifequest
Sen Anne Değil, Felaketsin! — Kayınvalideyle Yaşanan Kavgalar Aşırıya Kaçtı