Sınır Tanımayan Kayınvalide ve İşlerin Döndüğü An#

Sınır Tanımayan Kaynana – ve Nasıl Sonuçlandı

Elif eve geç dönmüştü – iş uzamıştı, başı zonkluyordu ve bedeni yorgunluktan bitap düşmüştü. Onu bekleyen yeni bir hakaret ve gerginlik dalgasından habersizdi. Kapıdan içeri girmez girmez, mutfaktan gelen o tanıdık ama artık dayanılmaz sesi duydu:

“Ah, sonunda geldin!” diye alaycı bir tonla atıldı Gülten Hanım, Elif’in kaynanası. “Çoktan karanlık bastı, sen ancak şimdi geliyorsun. Bu nasıl iş ki, kocanı ve evini unutacak kadar meşgul ediyor seni?”

“İşte geciktim, acil bir proje vardı,” diye sakin bir şekilde açıkladı Elif, otomatik hareketlerle pardösüsünü çıkarırken.

“Projeymiş… Arada kocan aç, haberin olsun,” diye söylenmeye devam etti kaynana. “Lavaboda bulaşık dağı, ev toz içinde, senin de yüzünden kan çekilmiş – buna eş mi denir?”

Elif yorgun bir şekilde başını salladı ve üstünü değiştirmeye gitti. Fakat mutfağa dönerken, koridorda ansızın durdu. Komşu odadan Gülten Hanım ile Mehmet’in konuşması geliyordu. Duydukları karşısında aklı başından gitti.

“Biliyor musun Mehmet’im, bizim komşunun kızı Sibel ne kadar da farklı. Akıllı, iyi aileden. Hem de arada sırada sana göz kırpıyor, farkında mısın?” diye yaltaklanarak konuşuyordu kaynana. “Üstelik evli olduğuna da takmıyor. Sonuçta bu sonsuza kadar sürmeyecek değil ya…”

Elif’in nefesi kesildi. Yüzüne kan hücum etti. Nasıl böyle bir şey söyleyebilirdi? Bağırmak, bir şeyler fırlatmak istedi ama sessizce banyoya girip kendini toparlamaya çalıştı.

Birkaç dakika sonra duvardan destek alarak çıktı. Mehmet hemen yanına koştu:

“Elif, iyi misin?”

“Bir şey yok. Sadece biraz stres yaptım.”

“İşte, bir de hasta oldu!” diye lafa karıştı Gülten Hanım. “Tabii, böylece dikkatleri üzerine çekecek tabii.”

Elif hiçbir şey demedi, ancak sabah durumu kötüleşti. Ambulans, hastane, testler… Bir saat sonra Mehmet’e şu haberi verdi:

“Korkulacak bir şey yok. Sadece… hamileyim. Biraz sükûnete ve biraz daha şefkate ihtiyacımız var.”

Mehmet onu sıkıca sarıldı, gözlerinden mutluluk gözyaşları akıyordu. Fakat bu sevinç uzun sürmedi.

Eve döndüklerinde, Gülten Hanım’ın hâlâ orada olduğunu ve daha da kötüsü, susmaya niyetli olmadığını gördüler.

“Emin misin bu çocuk senin?” diye buz gibi bir sesle sordu kaynana, Elif odadan çıktığı anda.

“Anne, aklını mı yitirdin?” diye öfkeyle çıkıştı Mehmet.

“Bu kız her geç saatlere kadar dışarıda, sen farkında bile değilsin, seni nasıl kandırıyorlar!”

Koridorda Elif bu sözlerle donup kaldı. Daha fazla dayanamazdı. Odaya girdi ve kararlı bir sesle konuştu:

“Artık kendimi savunmak ya da hoş görünmeye çalışmak niyetinde değilim. Bu ev sizin – ben gidiyorum. Mehmet, kararını ver: ya benimlesin ya da burada kalıyorsun. Ama artık aşağılanmama izin vermeyeceğim. Anne olacağım ve çocuğumu sevgiyle büyütmek istiyorum, nefretle değil.”

“İyi yapıyorsun! Gitsin,” diye soğuk bir zaferle ekledi Gülten Hanım.

Fakat Mehmet onun peşinden gitmedi. Annesine öyle bir baktı ki, sanki onu ilk kez görüyordu.

“Ben bunca şeyi senin için mi çektim sanıyorsun? Hayır anne, ben Elif’i seviyorum. Sana ise sadece acıyorum. Herkesi kendinden uzaklaştırdın. Dört kez evlendin – kimseyle geçinemedin. Şimdi de bana akıl vermeye çalışıyorsun? Olmaz. Ben gidiyorum. Ailemi Elif’le kuracağım. Hayatıma karışma.”

Dönüp odadan çıktı:

“Elif! Seyahat çantamız nerede?”

Bir yıl geçmişti. Yeni mahallede, parkın patikasında üç kişi yürüyordu: Mehmet, Elif ve minik Ali, pusetinde mışıl mışıl uyuyordu. Birlikte aldıkları yeni evlerinde yaşıyorlardı – ikisi de eşit katkı yapmıştı. Zordu belki, ama mutluydular.

“Hava soğuyor,” dedi Mehmet. “Eve gidelim mi?”

“Vakit geldi. Ali birazdan uyanacak.”

Tam o sırada Elif bir şey fark etti. Birisi, ağaçların arkasına saklanarak onları takip ediyordu.

“Mehmet, biri bizi izliyor.”

Mehmet aniden durdu:

“Anne! Yeter artık, ne zamana kadar bu ajanlık oyununu oynayacaksın?”

Ağacın arkasından Gülten Hanım çıktı. Elif onu hemen tanıyamadı. Değişmişti: çökmüş, bitkin, gözlerindeki ışık sönmüştü.

“Ben… özür dilerim. Sadece torunumu görmek istedim. Birazcık olsun…”

“Normal bir şekilde gelebilirdin. Nerede oturduğumuzu biliyorsun,” diye kuru bir cevap verdi Mehmet.

“Gelemedim. Utandım. Ben… herArtık torununu kucaklayabilmek için yalvaran gözlerle bakan Gülten Hanım’ın yüzündeki pişmanlık, Elif’in yüreğindeki son buzları da eritti.

Rate article
Lifequest
Sınır Tanımayan Kayınvalide ve İşlerin Döndüğü An#