Kapı Çalınca: Üç Kardeşe Bölünemeyen Miras Hikayesi

Odaya girdiğinde eşi dizi izliyordu. Murat, sessizce konuştu:

“Kardeşim aradı. Cumartesi gelmek istediklerini söyledi. Konuşmamız gereken şeyler varmış.”

“Harika! Bilirsin, ben misafirleri her zaman severim,” diye gülümsedi Ayşe.

“Ama konuşmanın ciddi olacağını da ekledi,” dedi Murat, karısına tedirgin bir bakış attı. “Sadece ikimiz, eşler olmadan.”

“Ne hakkında olabileceğine dair bir fikrin var mı?” Ayşe gerildi.

Murat sustu, gözlerini yere indirdi… Sonra anladı: miras meselesiydi bu.

İki ay önce Murat ve Ayşe resmi olarak mirasçı olmuşlardı. Hala Zehra, annelerinin ablası, hiç evlenmemiş, güçlü bir kadındı. Sağlığı bozulunca yeğenlerinden yardım istemişti. Sadece Murat ve Ayşe ona baktılar—doktorlara götürdüler, alışveriş yaptılar, bakıcı parası ödediler, kaplıcaya götürdüler. Diğer akrabalarıysa sadece bayramlarda bir kart göndermekle yetinmişlerdi.

Tabii ki Hala Zehra her şeyi onlara bıraktı: şehir merkezindeki iki odalı daireyi ve şehrin kenarındaki şirin yazlığı.

Cumartesi geldiğinde Elif ve Mehmet tam zamanında vardılar. Gülümsemeden, gereksiz laflar etmeden. Oturma odasına geçip hemen başladılar:

“Peki, hala size daireyi bıraktı. Ama yazlık fazla olmuş,” diye konuştu Mehmet.

“Biz de ona baktık!” diye ekledi Elif. “Çimleri biçtik, çiçekleri suladık. Çocuklarla yazları hep orada kaldık.”

“Halanızı hiç yazın bir kez olsun götürdünüz mü?” diye sakince sordu Ayşe. “Bir kez olsun onun isteğini yerine getirdiniz mi? Size yalvardı, temiz hava almak için yazlığa götürün diye…”

“Bizim de işlerimiz var. Çocuklar, iş…” diye mırıldandı Elif.

“İşte bu yüzden hala her şeyi kendi kararına göre düzenledi,” diye sessizce söyledi Murat.

“Onu manipüle ettiniz siz!” diye patladı Mehmet. “Sen erkek adamsın, akrabayla paylaşamıyor musun?”

“Sen erkek adamsın da, çürük bir yazlık için mi kavga ediyorsun?” diye sertçe karşılık verdi kardeşine.

Misafirler öfkeli ayrıldılar. Ama ertesi sabah telefon çaldı.

“Murat, yazlığın kilidini mi değiştirdin?” diye öfkeyle bağırdı Mehmet. “Kardeşimle eşyalarımızı almaya geldik, giremiyoruz!”

“Değiştirdim. Çünkü haber vermediniz. Gelecek cumartesi gelin, toplanacağız. Sizinkileri alırsınız,” dedi Murat ve telefonu kapattı.

“Nasıl bildin?” diye şaşırdı karısına dönerek.

“Senin akrabalarını tanımıyor musun? Eğer kilidi değiştirmeseydin, mobilyaları bile götürürlerdi. Hiç şüphen olmasın.”

Bir ay sonra hem yazlığı hem de kendi üç odalı dairelerini sattılar. Deniz kenarında, Antalya’da geniş bir daire aldılar. Sakin bir sokak, okul yakın, iş bulmaları da çabuk oldu: Murat limanda işe girdi, Ayşe ilkokulda öğretmen oldu.

Kızları Sibel ise halanın dairesinde kaldı, üniversiteye devam etti.

Hayatları yoluna girmiş gibiydi. Ama mart ayından itibaren telefonlar yağmaya başladı.

“Yazlığımız artık yok,” diyordu Elif telefonda. “O yüzden temmuz başında hepimiz geleceğiz. Kardeşimin torununu da alacağız!”

“Otel rezervasyonu yapın o zaman,” diye sakince cevap verdi Murat. “Biz burada yaşıyoruz, tatil yapmıyoruz. Ve misafir beklemiyoruz.”

“Ama kayınvalidenle kayınpederin eylülde sizde kalmıştı!” diye itiraz etti Elif.

“Çünkü onlar karımın ailesi. Bizimkiler de yaşasaydı onları da ağırlardık. Ama sizin kalabalık grubunuz için yer yok.”

“Bencil insanlar siz!” diye bağırdı. “Unutma kardeşim, bir gün yardıma ihtiyacın olacak. Ama akraba bulamayacaksın!”

“Bu yıl öyle çok akraba türedi ki, yağmur sonrası mantar gibi. Hem de sadece mayıstan eylüle kadar hatırlayanlar. Merak etme, akraba sıkıntımız olmaz,” diye gülümsedi Murat.

Ve telefonu kapattı.

Rate article
Lifequest
Kapı Çalınca: Üç Kardeşe Bölünemeyen Miras Hikayesi