Büyükanne Ayşe, mutfak masasında oturmuş, ilmek ilmek sıcacık çoraplar örüyordu. Nüfus kağıdında Ayşe Hanım yazıyordu, ama köyde herkes ona sadece “Ayşe Teyze” diyordu—sevgiyle, samimiyetle.
Evde kış sessizliği hakimdi, sadece penceredeki radyodan hafif bir cızırtı geliyordu. Birden kapı gıcırdadı. Büyükanne başını kaldırdı—ve donakaldı. Kapının eşiğinde… gerçek bir Noel Baba duruyordu. Kırmızı şapkası, bembeyaz sakalı, kürk yakalı kaftanı—her şey tamamdı.
“İyi akşamlar, Ayşe Teyze!” diyerek gülümsedi. “Misafir kabul eder misiniz?”
Ayşe gözlüklerini düzeltti, misafiri, onun çuvalını ve çizmelerini dikkatle süzdü ve şaşkınlıkla mırıldandı:
“Aman Tanrım, gerçekten sen misin? Nasıl yani?..”
“Nasıl olmasın?” dedi gülerek. “Bugün 31 Aralık! Herkes Yeni Yılı bekliyor. Ben de sana—bir hediye getirdim.”
“Bana ne gerek var, ben ihtiyar bir kadınım. Git çocukları sevindir, şiirlerini dinle. Ben kimim ki? Bir nine, hediyeleri çoktan unuttum.”
“Köydeki çocukların sayısı parmakla gösterilecek kadar az. Ama senin ördüğün çoraplar ne kadar sıcak,” diyerek örgüye baktı. “Demek ki sen de bir hediye hak ediyorsun.”
“Peki, madem geldin, ver bakalım hediyeni,” diye gülümsedi büyükanne. “Ama ben sana şiir okumayacağım, belim tutuldu, zor hareket ediyorum.”
“O zaman bana bu yıl yaptığın iyilikleri anlat.”
“Ne yapmış olabilirim ki?..” diye düşündü Ayşe. “Torunlara eldiven ördüm, komşulara çorap verdim. Bahçedeki sebzeleri dağıttım. Belki de iyilikten değil, can sıkıntısındandır.”
“Fazla alçakgönüllü olma. İşte gerçek iyilik budur—karşılık beklemeden yapmaktır.”
“Ama bizim ihtiyar, bu arada, oralarda bir yerde geziyor. Sabah çıktı, bir daha görünmedi.”
“Ona da uğrayacağım. Hâlâ aynı şaklaban mı?”
“Hangi şaklabanlığı kaldı! Komşulara gidip fıkralar anlatıyor, şarkılar söylüyor. Herkesi neşelendiriyor ki kimse üzülmesin.”
“Onu seviyor musun?”
“Sen ne dersin?” diye gülümsedi Ayşe. “Ellinci yılımızı geçirdik birlikte. Duymuyormuş gibi yapıyoruz, görmüyormuş gibi. Kavga da etmiyoruz. Neden etmeliyiz ki?”
Noel Baba çuvalından yumuşacık, yünlü, nakışlı ve pırıl pırıl bir yazma çıkardı.
“Al, bunu sana getirdim. Takınca on yaş gençleşeceksin.”
“Ne güzelliğe bak!” diyerek büyükannenin gözleri ışıldadı. “Böyle bir şeyi hayatım boyunca istemiştim. Teşekkür ederim!”
“Kocana teşekkür et,” diyerek göz kırptı. “O bana bir mektup yazmıştı.”
Sonra çıkıp gitti, kaftanını çıkardı, şapkasını çıkardı ve hepsini sandığa sakladı.
“Ah, Ayşe’m benim…” diye mırıldandı. “Tanımadı sesimi. Yoksa numara mı yapıyor?”
Büyükanne ise aynanın karşısında yeni yazmasıyla dönüyor ve fısıldıyordu:
“İşte böyle yaşıyoruz, Mehmetçiğim… Sanki hiçbir şey bilmiyormuşuz gibi. Ama biliyoruz. Sadece kendimize göre seviyoruz. Ve mucize de… işte burada.”




