Ayşegül yerinde duramıyordu—evde bir büyüyen yabani hayvan gibi dolanıp duruyordu. Kocasının son günlerdeki davranışları içini kemiriyordu. Son zamanlarda Mehmet alışılmadık derecede ilgiliydi: ev işlerine yardım ediyor, lezzetli akşam yemekleri hazırlıyor, çiçekler getiriyordu. Bütün bu ilgi işaretleri onu kuşkulandırıyordu. “Kesin bir şeyler saklıyor,” diye düşündü Ayşegül, pencereye yaklaşırken. Gözü aniden aşağıya kaydı—kalbi sıkıştı. Geri çekildi. “Bunu yapabilecek biri miydi gerçekten?” diye fısıldadı, gördüklerine inanamayarak.
Tam o sırada arkasından bir kadın sesi duyuldu. Karısıydı bu—Fatma.
Mehmet pencerede durmuş, alt kattaki komşuları Ayşegül’ün küçük köpeği Fındık’ı gezdirişini izliyordu. Fatma yanına geldi, dışarıya baktı ve aniden diken üstünde oldu.
“Ne düşünüyorsun?” diye sordu soğuk bir sesle.
“İş,” diye iç çekti, gözlerini kaçırarak. “Bir çalışan işleri berbat etti, şimdi hepsini düzeltmek zorundayım.”
Kocasının yüzüne baktı. Sesindeki ve ifadesindeki bir şey yalan söylediğini ele veriyordu. Ama sadece başını salladı ve mutfağa doğru yürüdü.
Mehmet içinde bir öfkenin kabardığını hissetti. Fatma son zamanlarda giderek daha fazla sinirlerine dokunuyordu: eleştirel, detaycı olmuştu. Başka yerde sıcaklık aramaya başladı. Ve buldu—Ayşegül’de. O sessiz, gülümseyen, bir üst katta tek başına yaşayan komşularıydı.
O akşam iş yerinde elektrikler kesilince erkenden çıktılar. Evde biraz uzanıp sonra yürüyüşe çıktı. Ayşegül tam da bahçedeydi. Dayanamadı—yanaştı, sohbet başladı. Bir kafeye uğradılar. Ardından—onun evi.
Sabah suçluluk duygusuyla uyandı. Salonda, genç ve aşk dolu oldukları düğün fotoğrafları asılıydı. Fatma’ya sadakat yemini ettiğini hatırladı. “Sonsuza dek” sözü şimdi alaycı bir çınlamaydı.
Akşam yemeği hazırladı—Fatma’nın sevdiği bir fırın makarna. İşten yorgun ama memnun döndüğünde onu övdü, hatta öptü. O ise zoraki bir gülümsemeyle durdu ve kafasında son olayları tekrar tekrar geçiriyordu.
Birkaç gün sonra izin günüydü. Ayşegül’den kaçınıyordu, kendini pis hissediyordu. Ama bir mıknatıs gibi çekiyordu. Fatma işe gidince yine komşusunun kapısındaydı.
Fatma değişiklikleri fark etmeye başladı. Mehmet fazla ilgili ama aynı zamanda uzaktı. Bir şeyler sakladığını hissediyordu. Ve bir gün, onun pencereden Ayşegül’ü gizlice izlediğini görünce, her şey yerli yerine oturdu.
Kavga mutfakta patlak verdi.
“Onunla yatıyor musun?” diye patladı, parmağını pencereye doğru sallayarak.
Mehmet donakaldı. Sonra saçma bahaneler uydurmaya başladı ama artık çok geçti. Fatma onu tereddütsüz kapı dışarı etti.
“Git ona! Çok rahat etmişsin, bir üst katta. Taşın!”
Bir şeyler açıklamaya çalıştı ama Fatma artık dinlemiyordu. Eşyalarını toplayıp çıktı ve kısa süre sonra merdiven boşluğunda sesi yankılandı:
“Ayşegül… Açar mısın? Beni kovdu…”
Ayşegül böyle bir gelişme beklemiyordu ama bir duraksamanın ardından kapı açıldı.
Fatma’nın yanaklarından yaşlar süzülüyordu. Acıdan değil—hayal kırıklığındandı. En azından savaşmayı deneyeceğini sanmıştı, ama o hemen gitmişti. Bir söz bile etmeden. Kurtarmaya çalışmadan. Utanmadan.
Ve kararını verdi: “Öyle biriyle olacağıma yalnız kalırım daha iyi.” Yarın… bir kedi alacaktı. Belki bir köpek. En azından onlar birçok insandan daha sadık olurdu.




