Sabah günlüğüme yazıyorum…
Bugün kardeşim aradı. “Bu cumartesi Tülin’le gelmek istiyoruz. Konuşmamız gereken şeyler var,” dedi Erdem.
“Ne güzel! Misafir her zaman hoştur,” diye gülümsedim Zeynep.
Ama Erdem’in yüzündeki ifade rahatsız ediciydi. “Sadece ikimiz konuşacağız,” diye ekledi.
“Ne hakkında olduğunu tahmin edebiliyor musun?” diye sordum, içimde bir sıkıntı belirirken.
Erdem sustu, gözlerini kaçırdı… O an anladım: miras meselesiydi.
İki ay önce, teyzemiz Lale’nin vasiyeti resmiyete dökülmüştü. Annemizin ablası olan teyzemiz, hiç evlenmemiş, güçlü bir kadındı. Hastalandığında, yanında sadece biz vardık: doktor randevuları, bakıcı masrafları, hatta Bodrum’daki kaplıca tatili… Diğer akrabalar sadece bayramlarda bir mesaj atarak geçiştiriyorlardı.
Şaşırtıcı değil ki, Teyze Lale bize her şeyini bıraktı: şehir merkezindeki iki odalı dairesini ve Çeşme’deki yazlığını.
Cumartesi geldiğinde, Tülin ve Erdem gülümsemeden oturdular.
“Tamam, daireyi size bıraktı. Ama yazlık fazla olmuş,” dedi Erdem.
“Biz bahçesine baktık!” diye atıldı Tülin. “Çimleri biçtik, çiçekleri suladık. Çocuklarla her yaz oradaydık.”
“Peki teyzeyi bir kez olsun götürdünüz mü?” diye sordum sakince. “Bir kez olsun nefes alsın diye onu oralara götürdünüz mü?”
“Çocuklar, işler… Zaman bulamadık,” diye mırıldandı Tülin.
“İşte bu yüzden teyze kararını verdi,” dedi Erdem sessizce.
“Onu kandırdınız siz!” diye bağırdı Erdem öfkeyle. “Ailenle paylaşamayacak kadar bencil misin?”
“Sen de tahta bir yazlık için kavga edecek kadar mı düştün?” diye karşılık verdi Erdem soğukkanlılıkla.
Öfkeli ayrıldılar. Ertesi sabah telefon çaldı.
“Kilitleri mi değiştirdin?” diye bağırıyordu Erdem. “Eşyalarımızı almaya geldik, içeri giremiyoruz!”
“Değiştirdim. Çünkü habersiz geleceğinizi biliyordum. Önümüzdeki cumartesi gelin, eşyalarınızı alırsınız,” dedi Erdem ve kapattı.
“Nasıl bildin?” diye şaşırdı, bana dönerek.
“Tanımıyor musun şu akrabaları? Kilitleri değiştirmeseydin, mobilyaları bile götürürlerdi,” dedim.
Bir ay sonra yazlığı ve eski evimizi sattık. Antalya’da denize yakın ferah bir daire aldık. Bahçeli bir site, okul yakında… Erdem limanda iş buldu, ben de ilkokula öğretmen olarak girdim.
Kızımız Defne ise, teyzenin dairesinde kaldı, üniversiteye devam ediyor.
Hayat yoluna girmişti. Ama mart ayından itibaren telefonlar yağmaya başladı.
“Yazlığımız yok artık. Temmuz başında hepimiz geleceğiz. Hatta Murat’ın kızını da getiriyoruz!” diyordu Tülin.
“Otel ayarlayın,” diye cevap verdim sakin”İkimiz de biliyoruz ki, bu ziyaretin amacı deniz havası almak değil, bizimkini almak,” dedi Erdem, telefonu sessizce kapatırken.




