Hepsini Kaçırıyorsun!: Bir Akşam Maria’nın Gözlerini Gerçeğe Açtı

“Hiçbir şeyi yetiştiremiyorsun!”: Bir akşam, Meryem’in gözlerini tüm gerçeğe açtı

— Cem ve Aylin bizi davet ettiler, — dedi Mehmet akşam yemeğinde, karısına bakmadan. — Yarın gidiyoruz.

— Belki bir şeyler pişirebilirim? Elmalı tart mesela? Boş gitmek ayıp olur, — diye önerdi Sevgi.

— Gerek yok. Aylin mükemmel yemek yapar, — diye savuşturdu kocası. — Şarap ve meyve yeterli.

Sevgi başını salladı ama içi kaynadı. Evet, bir şef değildi, zamanı da yoktu — küçük oğlu, her şey onun üstündeydi. Ama yine de elinden geleni yapıyor, yemek de hazırlıyor, temizlik de. Sadece bunu fark eden yoktu.

Aylin’i sadece bir kez görmüştü, bir iş yemeğinde, hem de kısacık. Şimdi ise emirle gidiyorlardı, üstelik başkalarının eşlerinin daha iyi olduğuna dair imalarla.

Cumartesi akşamı Sevgi süslenmiş, saçlarını yapmıştı — insan içine çıkması gerekiyordu. Oğlunu anneannesine bıraktılar ve yola koyuldular.

Aylin ve Cem’in evi gerçekten kusursuzdu. Her yer pırıl pırıl, sıcacık, tavuk ve taze börek kokusu geliyordu. Sevgi göz ucuyla etrafa baktı — onların da çocuğu vardı ama ne bir oyuncak, ne bir kırıntı görünüyordu. Aylin ise tamamen yeni çıkmış gibiydi.

— Eviniz çok sıcacık! — diye kibarca söyledi Sevgi.

— Ve tertemiz, — diye ekledi Mehmet. — Bizimki gibi değil. Sevgi, işte örnek alınacak kadın!

Herkes güldü, Sevgi hariç. Kalbine bir şey saplandı. Gülümsemesini sildi ve dudaklarını sıktı. Şimdi oradan gitmek istiyordu ama nezaket izin vermiyordu.

Sofrada sohbet rahat ilerliyordu ta ki Mehmet, Aylin’i övmeye başlayana kadar: yemek yapıyor, mükemmel görünüyor, kocasının gömleklerini ütülüyor.

— İşte eş budur! — diye haykırdı. — Keşke benim de böyle bir eşim olsa!

— Ya ben? — dayanamadı Sevgi.

— Sen de iyisin tabii… ama Aylin mükemmel. Alınma.

Sevgi kalkıp banyoya gitti. Kapıyı kilitledi ve ağladı. Onu başkasıyla kıyaslıyordu. Aşağılıyordu. O ise her şeyi onun için yapıyordu.

Masaya döndüğünde her şey normalmiş gibi davrandı.

Ama sonra Aylin devreye girdi.

— Mehmet, eğer benim görünüşümü bu kadar beğeniyorsan, Cem’i örnek alabilirsin. Ben spor salonuna, kuaföre ya da alışverişe gittiğimde oğlumuzla o ilgileniyor. Sen ise Sevgi’yi tek başına bırakıp şikayet ediyorsun.

Mehmet duraksadı ama şaka yapmaya çalıştı:

— Herkes mükemmel olamaz ki.

— Sevgi de sen yardım etseydin mükemmel olabilirdi, — diye ısrar etti Aylin. — Belki biraz destek olsan, eviniz de düzenli olur, kendine de vakit ayırabilirdi.

— Ne, bana saldırıyor musunuz? — diye öfkelendi Mehmet. — Sadece iltifat ettim!

— Hayır, eşini aşağıladın. Sürekli. Aylin’e iltifat etmek, Sevgi’yi küçük düşürmek için bahane değil, — diye sertçe söyledi Cem. — Onun bunları dinlerken ne kadar zorlandığını anlamadın bile.

— Sevgi, sen söyle! — diye döndü karısına Mehmet. — Her şeyin yolunda olduğunu anlat.

Ona baktı. Gülümsedi ama gözleri boştu.

— Hayır Mehmet. Hiçbir şey yolunda değil. Beni aşağılıyorsun. Sürekli. Yorgunum.

— Demek şimdi sen de onlardan yanasın?! — diye hışırdadı. — Hadi gidelim. Rezil olduk.

— Bir şey olursa ara, — diye fısıldadı Aylin, Sevgi vedalaşırken.

Takside Mehmet bağırmaya başladı. Eve gelince de devam etti. Suçlamalarla: “Onlar seni kışkırttı! Bizim aramızda bir sorun yoktu!”

Ama Sevgi bağırmadı. Savunmaya geçmedi. Sadece yarınki sabahı bekliyordu — boşanma dilekçesini vereceği anı.

Bir ay sonra çalışıyordu. Oğlu anaokuluna başlamıştı. Ve o rahatlamıştı. Artık kimse onu başkalarıyla kıyaslamıyordu. Kimse suçlamıyordu. Ve artık evdeki sessizlikten korkmuyordu. Sessizlik boşluk değil, özgürlüktü.

Rate article
Lifequest
Hepsini Kaçırıyorsun!: Bir Akşam Maria’nın Gözlerini Gerçeğe Açtı