Komşu Misafirler: Ayşe’nin Küstahlığa Sınır Koyma Hikâyesi
Mehmet yorgun argın eve döndüğünde, dairede nefis bir et kokusu yayılıyordu. Fırında yavaş yavaş pişen etin yanında Ayşe salata doğruyordu. Yaklaşıp karısını öptü ve gülümseyerek:
– Mis gibi kokuyor, dedi.
– Misafirler için uğraşıyorum, diye cevap verdi Ayşe.
– Benim misafirlerim mi? diye kaşlarını çattı Mehmet. Sana yemek yapma demiştim.
– Ama nasıl olur… Senin akrabaların sonuçta. İşten geliyorlar, bir şeyler yesinler.
– Ayşe, sonra anlarsın… Keşke beni dinleseydin.
Birkaç saat önce annesi aramıştı Mehmet’i:
– Oğlum, Lale, Leyla’nın kızı, kocasıyla birlikte yan daireyi aldı. Tadilat var, su yok. Leyla ricada bulundu, birkaç gün sizde duş alsınlar.
Mehmet pek hevesli değildi. Çocukluğundan beri Lale’yi sevmezdi, tıpkı annesi gibi kurnazın tekiydi.
– Tamam, gelsinler, diye iç çekti. Ama sadece duş alıp gitsinler, başka bir şey yok.
Lale ve kocası Murat akşamüstü çıkageldiler.
– Merhaba! Ben Lale, bu da kocam. Siz Ayşe abla olmalısınız?
Davet beklemeden içeri daldılar, kapı kollarını kontrol ettiler, yatak odasına bile göz attılar. Mehmet kapıyı kapattı:
– Duş alacaktınız, değil mi?
– Tabii tabii! Ayşe abla, havlu verebilir misiniz? Bizimkileri unutmuşuz.
Duşlarını alır almaz gitmeye niyetleri yoktu. Salonun ortasına kuruldular, etin kokusunu içlerine çektiler.
– Ay, nefis olmuş! diye ciyakladı Lale. Ne pişiriyorsunuz?
Ayşe içini çekti ve sofraya davet etmek zorunda kaldı.
Her şeyi silip süpürdüler. Giderken havlularını, liflerini ve şampuanlarını unuttular. Ayşe bakakaldı:
– Şampuanı geçtim de, yeni lif almak gerekecek artık.
Ertesi gün aynı manzara tekrarlandı. Üçüncü gün de. Ayşe brokoli gratén yapmıştı, Lale burun kıvırdı:
– Iyy! Bunu mu yiyorsunuz? Bari köfte yapsaydınız.
Dördüncü gün kıymalı makarna vardı. Lale yine memnuniyetsiz:
– Neredeyse hiç et yok. Sosun içinde kaybolmuş.
Mehmet, Murat’a döndü:
– Su ne zaman gelecek?
– Aslında geldi bile, diye dürüstçe itiraf etti Murat.
Lale hemen atladı:
– Musluk başlığı takılmadı daha…
Akşam yemeğinden sonra Ayşe kocasına baktı:
– Onları nasıl uzaklaştıracağımı buldum. Ama sen de bana yardım edeceksin.
Ertesi akşam misafirler sofraya oturur oturmaz, Ayşe bir tepsi getirdi. Üzerinde kuru yulaf, rendelenmiş elma ve bal vardı.
– Bu “Güzellik Salatası”. Çok faydalı. Artık biz Mehmet’le sadece bunu yiyoruz.
Lale çiğnemeye çalıştı ama salatadan pek hoşlanmadığı belliydi. Misafirler çabucak toparlanıp gittiler.
– Bu akşam yemeği sen hazırlıyorsun, dedi Ayşe kocasına. Dondurucuda mantı var.
Birkaç gün sonra Lale telefon açtı:
– Yine mi o salatadan yiyorsunuz?
– Evet, Ayşe kararlı… Gelirseniz biraz pastırma alın, artık dayanamıyorum.
– Yok yok, biz artık gelmeyeceğiz. Musluğumuz da takıldı, her şey tamam.
Birkaç gün sonra Mehmet’in annesi aradı:
– Leyla diyor ki, Ayşe seni aç bırakıyormuş.
– Anne, boş laflara kulak asma. Tok, mutlu ve sağlıklıyım. Bir de haberim var: Bir ay sonra bu daireyi satıp eve taşınıyoruz. O zaman görürüz kim kime akraba…




