— Merhaba, Ayşe! — diye neşeyle seslendi Fatma, telefonu açar açmaz. — Bu hafta sonu size geleceğiz, olur mu?
— Merhaba… — soğuk bir cevap geldi. — Hayır, olmaz.
— Ne yani? — Fatma şaşırmıştı.
— Tam olarak dediğim gibi, — diye kesip attı Ayşe.
— Bana kızgın mısın? Anlamıyorum…
— Hâlâ soruyor musun? Yaptıklarından sonra seni tanımak bile istemiyorum! — diye bağırdı Ayşe öfkeyle.
— Ne yaptım ki? Neden bahsediyorsun?
Kardeşler, Yozgat’ın küçük bir kasabasında büyümüştü. Büyük olan Ayşe, okuldan sonra kasabada kalmış, meslek lisesini bitirip muhasebeci olmuştu. Yerel bir iş insanı olan Mehmet’le evlenmiş, evlerini yaptırmış, oğulları Emre’yi büyütürken aile işlerine de yardım ediyordu.
Küçük kardeş Fatma ise hep büyük şehir hayalini kurmuştu. İl merkezine okumaya gidip orada kaldı, bir markette satış görevlisi olarak çalışmaya başladı. Fabrika işçisi olan kocası Serkan’la birlikte, kiralık iki odalı bir dairede yaşıyorlardı. Evlendikten tam iki yıl sonra kızları Elif dünyaya geldi.
Mesafe uzak olsa da kardeşler ilişkilerini sürdürüyordu. Elif bir yaşına gelince, Fatma sık sık Ayşe’ye gitmeye başladı. Temiz hava, çocuğa iyi geliyordu, bir de ablalarının desteği hiç fena olmazdı. Bazen hafta sonu gelirdi, bazen de bir ay boyunca kalırdı.
Ayşe onları hep sevinçle karşılardı. Evin yeri genişti, üstelik Elif uslu, sessiz bir kızdı. Zamanla Fatma, kızını kardeşinin yanında bırakmaya başladı. Önce birkaç gün, sonra bir hafta, hatta yazın tam bir ay. Dinlenmek istediklerini söyleyerek bahane bulurdu. Ayşe itiraz etmezdi. Evden çalışıyordu, zor olsa da yardım ederdi.
Fatma ise bu misafirperverliği karşılıksız bırakıyordu. Onların küçücük dairesinde Ayşe’nin ailesi için yer yoktu, şehre geldiklerinde kendileri ev tutmak zorunda kalıyorlardı. Fatma ise onlarla görüşmeye bile zaman ayıramıyordu. Bazen kuaföre gitmiş olurdu, bazen de meşgul. Arada bir saatliğine uğrarlardı, o kadar.
Fakat Ayşe bunları düşünmemeye çalışıyordu. Önemli olan çocukların iyi geçinmesiydi. Kardeşi belki kusurluydu ama sonuçta aileydi.
Emre büyümüş, üniversiteye hazırlanıyordu. Ailesi eğitimi için her türlü desteği vermeye hazırdı. Ama başvurudan bir gün önce Ayşe ağır hastalandı. Yüksek ateşle yatağa düştü. Mehmet, oğlunu şehre götüreceğini söyledi, ama işlerinden dolayı yanında duramayacaktı.
O an Ayşe kardeşini aradı:
— Fatma’cığım, — diye fısıldadı zorlukla. — Emre’ye yarın başvuruda yardım eder misin? Onu karşılasan, üniversiteye götürsen, belgeleri kontrol etsen… Bir de gece sizde kalabilir mi? Mehmet sabah alır…
Uzun bir sessizlik oldu.
— Kusura bakma, işim çıkacak, — dedi Fatma.
— Neden? — Ayşe inanamıyordu.
— Kuaför randevum var, sonra Elif’le alışverişe çıkacağız. Yaz kampına gidecek, lazım olan her şeyi almalıyız.
— Fatma, senden hiçbir şey istemedim. Sadece bir gün…
— Gerçekten yapamam, — diye kesti Fatma.
— Peki gece kalması? Yerde bile yatabilir!
— Ayşe, o artık büyük bir delikanlı. Onu nereye koyayım? Odama mı? Yoksa Elif’in odasına mı? İkisi de ergen, tuhaf olur. Mutfak zaten daracık, biliyorsun…
Ayşe, burnunun direği sızladı. Yıllardır kardeşine bir kez olsun ‘hayır’ dememişti. Hep açık kapı, hep destek, hep yemek… Ve karşılığında bu…
— Tamam. Anladım, — dedi sessizce.
Neyse ki Mehmet’in uzaktan akrabası, hiç görüşmedikleri bir kuzeni, yardım etti. Emre’yi götürdü, belgelerini tamamladı, hatta evinde ağırlayıp şehri gezdirdi.
Emre üniversiteyi kazandı. Ailesi ona ev tuttu. Oğlu sorumluluk sahibi, sakin bir genç oldu. Ama Ayşe unutamadı: zor anında kardeşi ona sırtını dönmüştü.
Bir ay geçti. Bir gün telefon çaldı:
— Merhaba, Elif’le birlikte bir haftalığına size geleceğiz! Benim iznim var, onun da tatili.
— Hayır, — dedi Ayşe sakince.
— Nasıl yani?
— Tam anlamıyla. Artık benim evimde kalamazsınız. Temiz hava almak istiyorsanız, kendinize yer kiralayın. Yardımımı beklemeyin.
— Emre yüzünden mi?
— Evet. Sadece bir kez istedim, sen reddettin. Yıllarca benim evimde tatil yaptınız, ama ben ihtiyaç duyunca kuaför ve alışverişi seçtin.
— Özür dilerim… — diyecek oldu Fatma.
— Artık gerek yok, — diye kesti Ayşe.
Bir daha hiç konuşmadılar. Elif ve Emre görüşmeye devam etti, Ayşe de karışmadı. Kızın bir suçu yoktu. Ama bir daha onun evinde kalmadı.
Fatma ise yıllar geçse de kendini suçlu hissetmedi. “Onun evi büyük, zor olmazdı,” diye düşündü. Ama o kapıdan bir daha içeri giremediler.
Bazen böyle bir kardeşten uzak durmak, zor anında güvenemeyeceğin biriyle bağlı kalmaktan daha iyidir.




