İhanetin Gölgesi

**İhanetin Gölgesi**

Altı gündür Serap eşiyle konuşmuyordu. Her şey geçen salı günü basit bir tartışmayla başlamıştı. Emre, Serap’ın iki kez hatırlatmasına rağmen derin dondurucudan eti çıkarmayı unutmuştu. İşten yorgun argın döndüğünde yine dizüstü bilgisayarına gömülmüş, acil raporlarla uğraşıyordu.

— Emre! — Serap’ın mutfaktan gelen sesi öfkeyle titriyordu. — İsteklerimi bilerek mi görmezden geliyorsun? Et yokken ben ne pişireceğim?

— Affet beni, aşkım, — diye karşılık verdi Emre, gözlerini ekrandan ayırmadan. — İşler beni eziyor. Sipariş mi verelim? Pizza ya da döner?

— Ne istersen onu yap! — diye çıkıştı Serap, paltosunu hızla giyerek.

— Nereye gidiyorsun? — Emre koridora çıktı, şaşkınlıkla karısına baktı.

— Yürüyeceğim! — diyerek kapıyı çarpıp çıktı.

Emre omuz silkti ve işine döndü. İki saat sonra pizza sipariş etti, Serap’ı bekledi. Fakat o, İstanbul’un kış sessizliğine büründüğü gece yarısına dek eve dönmedi.

— Bu saatte neredeydin? — diye sordu Emre, endişeyle.

— Bir kafede yemek yedim, — soğuk bir tavırla cevapladı Serap.

— Tek başına mı? Bu saatte?

— Ne var bunda? Sen yemeği düşünmedin, ben de kendime bakmak zorunda kaldım.

— Eti bana hep mi yüzüme vuracaksın? — Emre’nin sabrı taştı. — Unuttum işte! Herkes hata yapabilir!

— Mesele et değil! — Serap bağırarak karşılık verdi. — Beni hiç önemsemiyorsun! Sözlerim senin için boş laf!

— Ne? — Emre gözlerini kısarak baktı, tartışmanın gereksiz yere büyütüldüğünü hissediyordu. Ama yine de yatıştırmak için ekledi: — Tamam, telefonuma hatırlatma koyacağım.

Bu cevap yangına körükle gitmekten başka bir işe yaramadı. Serap sabah sessiz, akşam soğuk davranıyordu. Üçüncü gün Emre dayanamadı. Yaklaştı, ona sarılmaya çalıştı, ama Serap onu itti ve yatak odasına girerek kapıyı çarptı.

— İstemiyorsan zorla değil, — diye mırıldandı Emre, siniri tepesine çıkarken. İş yerindeki sorunlar yetmiyormuş gibi, bir de evde buz gibi bir sessizlik vardı.

Bir hafta mezarlık sessizliğinde geçti. Çarşamba günü, tatil izninde, Emre barışmaya karar verdi. Erkenden kalktı, kahvaltı hazırladı: omlet, tost, vanilyalı köpüklü kahve. Ama Serap mutfağa girdiğinde masaya bile bakmadı.

— Ayrılmamız lazım, — diye pat diye söyledi.

— Ne?! — Emre şaşkınlıkla donakaldı. — Et yüzünden mi?!

— Kes şu et muhabbetini! — diye bağırdı Serap, yumruklarını sıkarak. — Sana söyledim, mesele o değil! Bizden bir şey olmaz! Evlendiğimizde sen farklıydın, ilgiliydin. Şimdi ise bana değer vermiyorsun!

— Nasıl yani? — Emre hâlâ Serap’ı seviyor ve ailesi için çabalıyordu. — Nasıl ilgilenmiyorum? Sinemaya, kafelere beraber gidiyoruz! Evet, hafta içi yoğunum ama hafta sonları hep seninlesin!

— Yanımda olduğunu hissetmiyorum, — diye buz gibi karşılık verdi Serap. — Hep kendi dünyandasın. Sanki hayatında yokmuşum gibi.

— Yok muşum gibi? — Emre içinden gelen bir acıyla nefesi kesildi. — Düşünceli olabilirim, ama bu iş yüzünden! Ne kadar yoğun çalıştığımı biliyorsun!

— İşte bu! — diye araya girdi Serap. — Sürekli meşgulsün, ama hiçbir şey değişmiyor! Bu kadar çalışsan milyonlar kazanıyorsundur, hâlâ bu küçük evdeyiz! Deniz hayali kurmuştum, seninle asla göremeyeceğim galiba.

— Serap, gece gündüz çalışıyorum! — diye yalvardı Emre. — Daha büyük bir ev istiyorum, deniz istiyorum! Biraz sabret, olacak her şey!

— Üç yıldır evliyiz, hiçbir şey değişmedi, — Serap’ın sesi keskin ve soğuktu. — Bunları evlenmeden önce de söylemiştin. Sana inanmakla hata ettim.

— Yani benimle sadece vaatler için mi evlendin? — Emre’nin yüzü asıldı, kalbi acıyla sızladı. — Ben senin beni sevdiğini sanıyordum…

— Seviyordum ama… — Serap lafını yarıda kesti, fazla konuştuğunu fark ederek. — Söyleyeceklerim bitti. Eşyalarımı toplayacağım.

Yalnız kalan Emre, soğuyan kahvaltıya bakarken, bir parça et yüzünden hayatının parçalandığına inanamıyordu. Serap bavulunu toplarken onu ikna etmeye çalıştı, ama o tek kelime etmedi. Çantasını kapıp, bir şey söylemeden gitti.

Emre haftalarca boşlukta yaşadı. Serap’ın geri döneceğini, şaka yaptığını söyleyeceğini umdu. Ama gelmedi. Aradı, yalvardı. Önce geri dönmeyeceğini söyledi, sonra numarasını değiştirdi.

Boşanma davasını aldığında, onu sonsuza dek kaybettiğini anladı. Artık peşinden gitmedi, içine kapandı.

Bir gün tesadüfen Serap’ın kuzeni Ayşe’yle karşılaştı. Bakışları, boşanmayı bildiğini ele veriyordu. Ayşe, kuzenini hiç sevmezdi ve hemen dedikoduyu paylaştı.

— Nasılsın? — diye sordu, şefkatli bir ifadeyle.

— İdare ediyorum, — diye zoraki bir gülümsemeyle cevapladı Emre.

— İyi bari, — Ayşe omzuna dokundu. — Başkası için terk edilmek nasıl bir şey bilirim. Ama sen dayan, sen iyi bir adamsın.

— Hangi başkası? — EmreEmre o an anladı ki, Serap’ın gözü hep daha fazlasındaymış, ama asıl kaybettiği şeyin gerçek mutluluk olduğunu fark edememişti.

Rate article
Lifequest
İhanetin Gölgesi