Geçmiş Geçmişte Kalır

**Günlük**

Bugün yine bir iş seyahatiydi. Sabah erkenden müdürüm, Mehmet Bey, ofiste masasına vurarak, “Bu işi halletmek için İzmir’e gitmen gerekiyor. Her şeyi konuştum, seni bekliyorlar. Yarın sabah yola çık, belgeleri yanına al. Sana güveniyorum,” dedi.

“Tamamdır, hallederim,” diye cevap verdim. “Arabayla gideceğim.”

Seyahatler benim işimin bir parçasıydı. Yeni şehirler, yeni yüzler, tanıdık rutinler: yol, toplantı, otel, akşam yemeği, sonra eve dönüş. Eşim, Aylin, bu duruma alışkındı. Haftada bir, belki daha seyrek, büyük ya da küçük bir şehre yollanırdım.

“Aylin, yarın sabah İzmir’e gidiyorum,” dedim, eve döndüğümde.

“Uzun sürecek mi?” diye sordu, sesinde her zamanki gibi hafif bir endişeyle.

“Hayır, kısa süreli,” diyerek gülümsedim, onu kucaklayıp alnından öptüm.

Çantam her zaman hazırdı. Aylin, her zamanki gibi titizdi, içindekileri düzenli tutardı. Sadece belgeleri ve anahtarları son anda eklerdim.

On iki yıldır evliydik, oğlumuz Emir’i büyütüyorduk. Liseye giden, futbolu seven, zeki bir çocuktu. Bu benim ikinci evliliğimdi ama ilk kez gerçekten mutlu hissediyordum.

Arkadaşlarla balık tutmaya ya da mangala gittiğimde hep ondan bahsederdim:

“Rahat, huzurlu bir kadın buldum. Ona kendime güvendiğim kadar güveniyorum, o da bana aynı şekilde karşılık veriyor.”

“Kıskandım,” derdi bazıları. Kimi arkadaşlarım benim gibi ikinci evliliklerini yapmıştı, en yakın arkadaşım Serkan ise dördüncü denemesindeydi.

Sabah, gözleme kokusuyla uyandım.

“Yorulmak bilmiyor,” diye düşündüm içimden. “Şimdiden mutfakta cirit atıyor. Ne şanslıyım ama, nazar değmesin.”

“Günaydın, evimin sultanı,” dedim, duştan çıkıp mutfağa girdiğimde.

“Seni neyle şımartacağımı biliyorum,” diyerek göz kırptı, önüme kıymalı gözleme koyarken. “Özlesin diye, çabuk dönesin diye.”

“Kurnaz,” diye güldüm. “Bu arada, Emir’in bugün maçı var değil mi?”

“Evet, İzmit takımına karşı,” diye başını salladı. “Kazanmak için çok çalışacaklarını söyledi.”

“Akşam ararım, sonucu öğrenirim,” diye söz verdim, oğlumuz henüz uyurken.

Çantamı alıp belgelerimi topladıktan sonra Aylin’le vedalaştım ve yola koyuldum. İzmir’e dört saatlik bir yolculuk beni bekliyordu. Şehir karmaşasından uzakta, derin bir nefes aldım. Eylül yeni başlamıştı ama sarı yapraklar rüzgârla dans ediyor, camlara yapışıyordu.

İş görüşmelerini hızlıca hallettikten sonra akşam yemeği için sessiz bir mekân aradım. Şehrin kenarında, kalabalıktan uzak, bildiğim bir lokantaya girdim. Arabayı park edip gökyüzüne baktım. Koyu bir bulut yaklaşıyor, uzaktan gök gürültüsü duyuluyordu.

“Eylülde fırtına mı?” diye şaşırdım. “Nadirdir.”

Pencerenin yanındaki masaya oturdum. Garson siparişimi aldı, dışarıda şimşekler çakıyordu. Birden kapı açıldı ve yağmurun gürültüsüyle birlikte içeri bir kadın girdi. Donakaldım. Onu binlerce kişinin arasından tanırdım. Burcu’ydu bu. İlk eşim. Bir zamanlar tapındığım, sonra nefret ettiğim kadın. Hâlâ aynı büyüleyici güzelliğe sahipti.

Evliliğimiz bir karmaşaydı. Beş yıl boyunca süren tutkulu bir aşk, kıskançlık, aldatmalar, kavgalarla doluydu. Ayrıldım, geri döndüm, en sonunda tamamen kestim. Aylin’le tanışıp huzuru bulduktan sonra onu hiç görmedim.

“İzmir’de ne işi var?” diye düşündüm, kalbim hızla çarparken.

Burcu salonu süzdü. Garson ona yakındaki bir masayı gösterdi. Oturdu, yağmurluğunu çıkardı, kestane saçları omuzlarına döküldü. O gururlu duruş, tanıdık gülümseme. Ne yapacağımı şaşırdım: yağmurda kaybolmak mı, yoksa kalmak mı?

Beni fark etti. Bir an dondu, sonra gülümseyerek:

“Can? Gözlerime inanamıyorum! Bu bir tesadüf olamaz, değil mi?”

Zoraki bir gülümsemeyle karşılık verdim.

“Merhaba. Evet, benim.”

“Yanına geçeyim!” dedi ve izin beklemeden karşıma oturdu.

Yağmur camlara vuruyor, gök gürültüsü uzaklaşıyordu. Garson siparişini aldı, beklemesi gerekeceğini söyledi. Burcu ellerini peçeteyle kuruladı ve konuşmaya başladı:

“Ee, anlat bakalım, nasılsın?”

“İyiyim,” diye kısa cevap verdim. “Ya sen?”

Cevap vermedi, gülümseyerek kendi hikâyelerini anlatmaya başladı. Ben ise dalıp gitmiştim.

Tanışmamız, şirketin başka bir şubesinde çalışırken olmuştu. Telefon görüşmeleri, sonra bir firma yemeği. Birbirimize mıknatıs gibi yapışmıştık. Geceyi konuşarak geçirdik, ertesi gün limanda dolaştık. İkinci gecemiz artık konuşmakla bitmemişti.

“Arabam var,” demiştim o zaman. “Beraber gidelim mi?”

“Hayır demem sanırım,” diye gülmüştü.

Hemen aynı eve taşındık, evlendik. Ama kısa sürede müşterilerle olan flörtlerini fark ettim.

“Neden böyle davranıyorsun?” diye sormaktan kendimi alamamıştım bir gün.

“İş işte,” diye omuz silkmArabaya binerken aklımda sadece Aylin ve Emir vardı, çünkü geçmiş geride kalmıştı ve benim için önemli olan tek şey şimdiydi.

Rate article
Lifequest
Geçmiş Geçmişte Kalır