Kaçınılmaz Seçim

Ayşegür, bir çığlıkla irkildi:

“Hey, aşağılık herif!” diye bağırdı Cemal, küçük köpeğin üzerine kaldırdığı ağır çantayla saldırmak üzereydi. Sonra birden ona döndü: “Sen kafayı mı yedin? Sokak köpeklerini benim yiyeceklerimle mi besliyorsun?”

Bir bahar günü, Ayşegür ansızın aşk özlemiyle doldu içi. Aynanın karşısında durmuş, düşünceli düşünceli kendi yansımasını inceliyordu. “Zaman ne çabuk geçiyor,” diye iç çekti. “Daha dün bir papatya kadar gençtim, şimdi… olgun bir kasımpatı gibiyim. Güzeldim ama artık üzerimde sonbahar esintisi var. Yakında kış gelecek, sonra da… hayatı artık kendi ellerime almanın vakti!”

Otuz yedi yaş; bilgeliğin biriktiği ama güzelliğin henüz solmadığı bir çağ. Kararlı adımlar için tam zamanı! Peki bu aşk nerede bulunacaktı? İş yerinde tamamen kadınlardan oluşan bir ekip vardı, sokakta rastgele tanışmalar ona göre değildi, internet ise sadece güvensizlik hissettiriyordu.

Ama derler ya; arayan bulur.

Ve nihayet şans gülümsedi: insan kaynakları departmanına yeni bir çalışan geldi – Ahmet Bey. Uzun boylu, hafif toplu, sıcak gülümsemeli ve ciddi gözlükleri olan biri. Yaklaşık onun yaşlarındaydı. Ayşegür hemen onun sakin mizacını ve dengeli özgüvenini fark etti.

Tabii ki rekabet kolay değildi. Özellikle de genç ve çekici olan Aslı’yla. Uzun bacakları, dolgun dudakları ve bir bakışta fırtına koparabilecek kadar uzun kirpikleriyle tam bir genç güzeliydi.

Ayşegür ilk başta umutsuzluğa kapıldı. Nasıl olacaktı da, sade ve mütevazı bir kadın olarak böyle gösterişli bir rakiple başa çıkacaktı? Muhtemelen Ahmet, ona bakmadan bile Aslı’nın ayaklarına kapanacak, gençliğine ve cesaretine vurulacaktı.

Ama yanılmıştı. Aslı, Ahmet’in etrafında bir tavus kuşu gibi dönüyor, dekoltelerini ve zarif bacaklarını sergiliyordu ama Ahmet hiç oralı olmuyordu.

“Aslı, bana bir sorun mu var? Şu işimi bitirip yardımcı olurum,” diyordu, gözlerine bakarak.

Oysa Ayşegür bir gün işe kendi yaptığı elmalı tartı getirdiğinde Ahmet birden canlandı:

“Ayşegür, sen tam bir sihirbazsın! Büyükannemin yaptığı gibi bir tatlı bu. Çocukluğuma döndüm resmen!”

Tuhaf bir iltifattı. Ayşegür, bir erkeğe büyükannesini hatırlatmak istemiyordu. Onun aradığı geçmişe özlem duyan bir çocuk değil, gerçek bir erkekti. Ama düşününce bunun fena bir başlangıç olmadığına karar verdi. Hiç iltifat almamaktan iyiydi.

Üstelik Ayşegür fark etmişti ki Ahmet, ev yapımı yemeklere düşkündü. Yemek yapmayı seviyordu, her ne kadar bu yüzden kilo alıp 46 bedene ulaşmış olsa da. Böylece işe kendi yaptığı lezzetleri getirmeye başladı; hem iş arkadaşları mutlu olsun, hem de kendisi fazla yemesin diye.

Böylece, pasta ve çorbalar aracılığıyla Ayşegür, Ahmet’in kalbine giden yolu buldu. Basit, klişe ama etkili bir yoldu – mideden geçiyordu. Kısa sürede ilişkileri gelişti: çiçekler, iltifatlar, uzun sohbetler…

“Ahmet, çok şaşırtıcı,” diye itiraf etti bir gün Ayşegür. “Tam aşkı arzulamaya başlamıştım ki sen çıkageldin. Öylesin ki… gerçeksin. İtiraf ediyorum, başta hiç şansım olmadığını düşünmüştüm. Özellikle de Aslı gibi biri varken.”

“Aslı mı?” diye şaşırdı Ahmet. “Ne alaka? Onun gibilerden milyon tane var: takma kirpikler, uzun tırnaklar, hep gösteriş peşinde. Erkeklerin kendilerine aşık olacağını sanıyorlar. Yok, teşekkürler, bana göre değil. Bir kadın gerçek olmalı: iyi yürekli, evine bağlı, becerikli. Senin gibi, Ayşegür.”

“İşte, mutluluğum!” diye sevindi içinde Ayşegür. “Belki uzun süre aramış, ama sonunda beni buldu!”

Ahmet’in hiçbir kusuru yokmuş gibi görünüyordu. Ama ne yazık ki mükemmel insan yoktur…

Altı aydır devam eden ilişkileri artık evliliğe doğru gidiyordu. Belki de evlenirlerdi, o kasvetli kasım akşamı yaşanmasaydı.

O gün hava deliye dönmüştü: bir yağmur, bir kar, rüzgâr ise yön değiştirip duruyordu. Ayşegür ve Ahmet, tek bir şemsiye altında eve doğru koşuyorlardı.

“Bak, bir kedi yavrusu!” diye bağırdı Ayşegür, durarak.

Bir sokak lambasının altında, titreyerek duran minik siyah bir yavru kedi vardı. Islak, kirli ve sefil görünüyordu.

“Boş ver, Ayşegür, hadi gidelim! Üşüdüm ve acıktım,” diye çekiştirdi Ahmet onun kolunu.

“Bir dakika,” diyerek eğildi Ayşegür kedinin yanına. “Gel buraya, küçük dostum.”

“Ciddi misin sen?” diye tersledi Ahmet. “Niye sokak kedisiyle uğraşıyorsun?”

“Onu alacağım,” dedi Ayşegür kararlılıkla, kediyi paltosunun altına saklayarak.

“Sen manyak mısın?” diye homurdandı Ahmet ve öfkeyle yürümeye başladı.

Ayşegür kediyi kucağına alıp peşinden gitti.

“Korkma, o aslında iyidir, sadece huysuzdur,” diye fısıldadı kediye.

Ama eve gelince Ahmet’in iyiliği birden buharlaşıverdi.

“Besle şunu da dışarı at!” diye emretti.

“Ne? Dışarı mı? Hava buz gibi!”

“Ayşegür, çıldırdın mı? Sokakta binlerce kediAyşegür ona son bir kez baktı ve artık kararının kesin olduğunu anlayarak, “Hayatımda bana ve sevdiklerime değer vermeyen birine yer yok,” dedi.

Rate article
Lifequest
Kaçınılmaz Seçim