Birlikte Sıkışık Ama Memnun

“Sıkışık ama huzurlu”

— Ayşe, ne var bunda, biraz yer açarsın. Bu senin öz kardeşin sonuçta, — annesinin sesindeki çelik gibi kesinlik tartışmaya izin vermiyordu.

— Anne, “biraz yer açarsın” ne demek? Burası bizim evimiz, ben ve Emre burada yaşıyoruz! Daha ne kadar sıkışacağız? — Ayşe öfkesini zorlukla bastırıyordu.

— O ne yapsın, o pis yurtlarda mı kalsın? Kira ödeyemeyiz, fiyatları gördün mü? Karar verildi: Elif sizde kalacak. Benim için rahat olur, çocuk gözümün önünde.

— Anne, böyle bir anlaşma yapmadık!

— Şimdi yaptık. Biz aileyiz, birbirimize destek olmalıyız.

— Aile mi? Ciddi misin? Peki hatırlıyor musun, o zaman…

— Yeter, vaktim yok. Biletleri alıp haber veririm.

Konuşma kesildi. Ayşe mutfağın ortasında, telefonunu sıkıca tutarak öylece kaldı, sanki ona bir cevap verecekmiş gibi. Annesinin küstahlığı karşısında şaşkına dönmüştü. Aslında şaşıracak ne vardı?

Ayşe her zaman sevilmeyen çocuk olmuştu. Annesi ikinci kez evlendiğinde ve Elif’i doğurduğunda, altı yaşındaki Ayşe bir anda büyümek zorunda kalmıştı.

— Artık büyüdün, kardeşine bakmalısın, — diye tekrarlardı annesi. Ve Ayşe’nin üstüne bir iş yığını kaldı: süpürge yapmak, yerleri silmek, bez değiştirmek, markete koşmak, Elif’le oynamak, sonraları yemek yapmayı öğrenmek… Üvey baba, Elif doğduktan kısa bir süre sonra gitmiş, onları üç başlarına bırakmıştı.

Annesi Elif’e bayılırdı, onu el bebek gül bebek büyüttü. En güzel lokumu — Elif’e, yeni kıyafetler — Elif’e, kafede ne isterse onu sipariş ederler, sinemaya Elif’in seçtiği filme giderlerdi. Kız sevgi içinde büyüdü, annesi onu hiç ev işiyle yormadı.

Elif eşyalarını sağa sola atar, hiç toplanmaz, sadece ister ve naz yapardı:

— Seda’nın ailesi yeni telefon almış, ben de öyle bir şey istiyorum!

— Akşam yemeğinde ne var? Yine dünkü yemek mi? Sushi sipariş edelim!

— En sevdiğim kot pantolon nerede? Ayşe, sen yıkamadın mı? Ben mi yıkayacağım? Nasıl yapacağım, hiç bilmiyorum ki?

— Temizlik mi? Yapmam, benim başım ağrıyor. Sen yaparsın.

Annesi Elif’e asla karşı çıkmazdı. Ayşe itiraz etmeye çalışırdı ama duyduğu yanıt hep aynıydı:

— Elif babasız büyüyor, ona daha çok dikkat etmeliyiz.

— Ben de babasız büyüdüm anne!

— Biliyorum. Ama sen güçlüsün, Elif ise çiçek gibi narin. Ona daha çok şefkat lazım.

Annesi maaşının tamamını Elif’e harcar, onun kaprisleri için kredi çekerdi. Ayşe’nin yeni spor ayakkabıya ya da monta ihtiyacı olduğunda ise sinirli bir şekilde indirimlere bakmasını ya da ikinci el almasını söylerdi. Hiç sormazdı, Ayşe nasıl okuyor, nasıl yaşıyor diye.

Ayşe bu adaletsizlikten yorulmuştu ve kendine bir söz verdi: en kısa zamanda bu evden kaçacaktı. Derslerine dört elle sarıldı, geceler boyu kitap karıştırdı, çalıştı: broşür dağıttı, makaleler yazdı, kuryelik yaptı. Kazancı azdı ama her kuruşunu çay kutusuna koyup dolabın en üst rafına saklardı.

Bir gün işten bitap düşmüş bir şekilde eve döndü. Soğuk rüzgarda dört saat broşür dağıtmıştı, parmakları hissizleşmişti ama işini tamamlamıştı. Eve gelip kutusunu açtığında neredeyse boğulacak gibi oldu: içi bomboştu.

— Elif! Sen mi aldın paralarımı?

— Hangi paraları? — diye cevap verdi Elif, cips çiğneyerek.

— Kutudan!

— Ha, o bozukluklar mı? Evet, aldım. Kargoya ödeme yapmam gerekiyordu, yeni kıyafetler ve spor ayakkabı geldi. Annem de para bırakmamıştı. Sushi de sipariş ettim.

— Delirdin mi? Bu benim paramdı, biriktiriyordum! Kim sana izin verdi?

— Ne kadar para ki zaten? Üç beş kuruş. Kardeşin için mi kıskanıyorsun?

— Önemli bir şey için olsa vermez miydim? Ama sushi ve marka kıyafetler için mi? Bir de bana bak, ne giyiyorum ben!

— E o zaman kendine de al! Kim engelliyor? Niye bağırıyorsun ki?

Ayşe odasına kapanıp çaresizlikten ağladı.

Akşam annesi geldi ve hemen kavga çıkardı:

— Nasıl olur da Elif’i para için suçlarsın? Almış işte, ne var bunda!

— Anne, sushi ve marka kıyafetlere harcadı, hiç gerek yoktu!

— Kıskanıyor musun? Biz aileyiz Ayşe! Böyle cimri olmak ayıp!

— Peki izinsiz alması ayıp değil mi?

— O daha çocuk! Sen büyüksün, anlamalısın.

— Peki beni kim anlayacak?

— Yeter artık şikayet etmekten! Git bulaşıkları yıka!

Ayşe sınavları mükemmel bir şekilde geçti ve büyük bir şehirdeki üniversitede ekonomi fakültesine girdi. Yurtta bir oda verildi, hayatı nihayet kolaylaşmıştı. Ders çalışıyor, arkadaşlarıyla gezmeye çıkıyor, öğrenci kartıyla müzeleri geziyor, kafede, kütüphanede, mağazada çalışıyordu. Zor geçen çocukluk onu çalışmaktan korkutmamıştı.

Annesi ve Elif, onun hayatıyla hiç ilgilenmediler. Anne sadece hatırlatmalarla arardı: “Elif’in doğum günü yaklaşıyor, kutlamayı unutma.” Ayşe para gönderir, iletişimleri orada biterdi.

Son sınıfta muhasebe asAyşe o gece uzun uzun düşündü ve sonunda içindeki o eski acıyı da, kırgınlığı da kocaman bir nefesle bırakıverdi.

Rate article
Lifequest
Birlikte Sıkışık Ama Memnun